Çünkü istenen yere gidebilmek, öncelikle nereden geldiğini bilmeyi gerektiriyordu.
Sahanlığa vardığında herkes onu kucaklayarak karşıladı, o koşullarda bundan azı olmazdı, dost kara günde belli olurdu.
Korku insanın gözünü kör eder.
Peki, kadın değil de erkek istemiş olsalardı ne yapardınız, söyleyin de herkes işitsin. Kadınlar, etekleri zil çalarak, koro halinde bağırdılar, Söyleyin, söyleyin, erkekleri duvara sıkıştırdıkları için coşmuşlardı, kaçamayacakları kendi mantıklarının tuzağına düşürmüşlerdi onları, o kadar övündükleri erkek tutarlılığını nereye kadar götürebileceklerini şimdi görmek istiyorlardı, Aramızda eşcinsel yok, diye itiraz etmeye çalıştı bir erkek, Orospu da yok, diye karşılık verdi o kışkırtıcı soruyu sormuş kadın, olsa bile burada sizin çıkarınız için bunu yapmak istemeyebilir.
Sözlerin işe yaramadığı anlar vardır, keşke ben de ağlayabilseydim, her şeyi gözyaşlarımla söyleyebilseydim, anlaşılayım diye konuşmak zorunda kalmasaydım.
Nasıl oldu bu, diye sordu doktor ama karısı ona cevap vermedi, sorulan soru taşıyor gözüktüğü anlama uygun olabilirdi, Nasıl oldu da öldü, ama aynı zamanda, Orada size ne yaptılar anlamına da gelebilirdi, yanıt ne birinin ne diğerinin yanıtı olabilirdi, öldü, hepsi bu, neden öldüğünün önemi yok, bir insanın neden öldüğünü sormak saçmadır, neden öldüğü zamanla unutulur, yalnızca bir tek sözcük kalır geriye, Öldü, ve bizler bu kapıdan çıkıp giden kadınlar değiliz artık, o kadınların söyleyeceği şeyleri biz söyleyemeyiz artık, ötekiler içinse, adlandırılamayan var, adı bu işte, bu kadar.
Kendilerini neyin beklediğini biliyorlardı, hırpalanmalar kimse için bir sır değildi, hatta gerçekte onlar açısından yeni hiçbir şey yoktu, dünya kurulalı beri böyleydi bu.
Nasıl ki cüppe giymekle keşiş olunmuyorsa, eline asa almakla