Zeynep Altuntaş

Zeynep Altuntaş
@Zeyare
~Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstünde parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum. Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim. ~Buydu insanları bu kadar kızdıran: kıymet bilmediğimiz. ~Bir ahmak bağışlanabilir çünkü sadece bir yönde gider ve kimseyi aldatmaz. Aldatanlar üzüyor insanı. ~Neden hep kötü ile daha kötü arasındaydı seçimlerimiz? ~Nefret ettim onlardan. Güzelliklerinden, sorunsuz gençliklerinden nefret ettim.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sen aklın sesisin, ama korku aklın sesine kulak vermez. Dünyanın en mutlu insanı olmalıydım, oysa en umutsuzuyum... Uzaktan göğün ışığıdır güneş, ama yaklaşınca bir cehennem ateşidir! Güzelliğin ta kendisisiniz siz, bense yalnızca güzelliğin yansıdığı bir su birikintisi...
Büyüklere bir şeyi açıklamazsanız olmaz. İnsanın arkadaşını unutması ne acı. Bir gün onu unutursam gözleri sayılardan başka şey görmeyen büyüklere dönerim. "Biliyor musun, insan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor." Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir. Ben kendimi nerede olsa yargılarım. Bunun için buraya yerleşmem gerekmez. Sözgelimi benim her gün suladığım bir çiçeğim var. Her hafta süpürdüğüm üç tane de yanardağım var. Bu yaptıklarımla yanardağlarıma ve çiçeğime yararlı oluyorum. Sense yıldızlar için yararlı değilsin... "İnsanların arasında da yalnızlık duyulur." İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez. "Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır." Bir şölen içkisiymiş gibi tatlı, bildiğimiz içkilerden başkaydı bu su. Tatlılığı yıldızların altındaki yürüyüşten, çıkrağın ezgisinden, kollarımdaki güçten geliyordu. Yıldızım herhangi bir yıldız olacak senin için. Böylece bütün yıldızları gözlemeyi seveceksin. Hepsi dostun olacak. "Onlardan birinde ben oturuyorum, ben gülüyorum diye geceleri gökyüzüne baktığında sana bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin."
Martin müziğe karşı olağanüstü duyarlıydı. Tıpkı sert bir içki gibi, müzik hislerini ateşleyip onu cesaretlendiriyordu. Bir uyuşturucu gibi hayal gücünü ele geçirerek, onu göklere çıkarıp bulutların üzerine bırakıyordu. Müzik, acı gerçekleri kafasından uzaklaştırıyor, zihnini güzellikle doldurup taşırıyor, romantizmi salıveriyor ve topuklarına kanatlar takıyordu. Güzelliğin ne olduğunu anlayacak hissiyata sahip değildiler; yoksa o parlayan gözlerin ve o yanakları kızarmış, ışıldayan yüzün, bu gencin ilk kez yaşadığı aşk hayalinin bir belirtisi olduğunu bilirlerdi. Ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz önemli. O şöhret taciri değil, sadece Tanrı'nın çılgın âşığıydı. Ruth'un, kendisinin o sırada gördüklerini görebilmesi için kelimeleri çerçeveleyebilseydi eğer! O her şeyden önce ve her zaman bir âşıktı. Geri kalan her şey aşka tabiydi. "Kültür araç değil, kendi içinde bir amaçtır." Güzelliğe hizmet etmenin keyfi her türlü maddiyata bedeldi. Aşk çok güzel ve asil bir duyguydu ve Martin kusur bulup tenkit ederek aşkı karalamayacak kadar sadık bir âşıktı. Ruth'un sanat, doğru tutum ve davranış, Fransız Devrimi ya da eşit oy hakkı üzerine farklı görüşlere sahip olmasının aşkla ne ilgisi olabilirdi? Kız kardeşi ile nişanlısının, kendi sınıfının tüm mensupları ile Ruth'un sınıfının mensuplarının küçük, kısıtlı yaşamlarını, küçük, kısıtlı reçetelerle idare etmelerini, sürü hayvanları gibi bir araya toplanıp birlikte hareket etmelerini, yaşamlarını birbirlerinin görüşlerine göre şekillendirmelerini, birey olmamalarını ve hayatlarını sadece esiri oldukları çocukça formüllerin sınırları içinde yaşayabilmelerini aklına getirdikçe acı acı kahkaha attı. Bu dünyada aşk dışında her şey ters gidebilir. Ama güçsüz düşüp zayıflamadıktan sonra aşk tökezleyip
Canlılar söz konusuysa terörle bir yere varılmaz. Hangi gelişmişlik seviyesinde olurlarsa olsun.