Adı:
Uzaktan Aşk
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
87
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803590
Kitabın türü:
Orijinal adı:
L'amour De Loin
Çeviri:
Samih Rifat
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
XII. yüzyılda, Akitanya'dayız... Soylu bir ozan, Jeufré Rudel, zevk ve eğlenceye doymuş, böylesi bir yaşam sürmekten bıkmış; uzak, arı ve sonsuz bir aşkı düşlüyor... Kusursuz, düşsel bir kadını anlatıyor dizelerinde. Ve günün birinde, denizler ötesinden gelen Gezgin, bu imgenin gerçekten yaşadığını haber veriyor ona. Çılgına dönen ozanın "uzaktan aşk"ını arayışı böyle başlıyor.

Kaija Saariaho'nun bestelediği Uzaktan Aşk operasının ilk gösterimi, 2000 yılı Ağustos ayında Salzbourg'da, Peter Sellars'ın sahnelemesi, Kent Nagano'nun müziksel yönetimi ve Georges Tsypin'in dekorlarıyla gerçekleştirildi. Clémence rolünü Dawn Upshaw, Jaufré Rudel'i Dwayne Croft, Gezgin rolünüyse Dagmar Peckova üstlendi.

Gérard Mortier yönetimindeki Salzbourg Festivali'nin, Jean-Pierre Brossmann yönetimindeki Théâtre du Châtelet'nin ve Santa Fe Operası'nın ortak yapımı olan opera, 2001 Ekim ayında Fransa'da sahnelendi; 2002 Temmuz'unda da ABD'de izlenebilecek.

Uzaktan Aşk operasının librettosunda, Maalouf, amacına ulaşamadan yitip giden bir sanatçı yaşamının eğretilemesini sunarken, yolculuk, sürgün, Tanrı, kimlik ve aidiyet izlekleri çevresinde biçimlenen ve yine Batı'dan Doğu'ya uzanan o dokunaklı aşk ve ölüm masallarından birini anlatıyor.
Uzaklığı kilometrelerle mi ölçmek lazım?
Yoksa çaresizliğin şiddeti midir insanı canından ayıran?

Bütün zamanların ötesinde mevsimleri, ayları, günleri isimsiz bırakan..
Bütün duvarlarını yıkan koskoca bir şehrin..
Bütün bekleyişleri ayaklarına savuran..

Ya da bir sızı mıdır, acısının şiddetiyle en amansız hastalıklara kafa tutan?
Bir cehennemde her zerresine kadar yanıp yok olduktan sonra, ertesi sabah gözünü yine aynı cehenneme açtıran..
Bir Hıdrellez dileği midir yoksa, gül ağacının dibinde, en güzel bahar yağmurlarıyla ıslanan?
Yorgun bir yürek midir ;düştü düşecek, çaresiz? Bir başka yüreğe yaslanan..

Gözlerimi asırlık akşamlara diken suskun bir umuttum ben. Bir bekleyiştim, yıkıldı yıkılacak..
Hayal kırıklıklarım olmadı hiç, hayallerim de.
Susuzluklarım olmadı hiç, suya kanışlarım da..
Bahar çiçeklerinden öğrendim zamanın çabuk geçtiğini.
Hayat, öylesine ürkek duruyordu yakamda..
Seslerin şaşaasından sıyırdım zamanı. Damlaların izlerini söktüm topraktan. Bir avuç kor aldım, ateşlerin en tutsağından. Bin nefes verdim ölümüne hasret bir cana. Ağaçlar meyveye durdu, dallar çiçeğe. Ben siyah bulutlarda demlenen baharları sevdim.

Şimdi gidersen, bir çığ gibi saplanır hasretlerim, bekleyişlerin yüreğine.
Kalırsam, zamanların ötesinde yepyeni bir iklim başlar hepimiz için..
Başlarsan huzurla yudumlarım her sabahı.
Bitirirsen keskin bir sızı düşer, iyileştiğini sandığım bütün yaralarımın üzerine.
Anlarsan anlatırım, sustalı bir yalnızlığa benzeyen gecelerimi.
Konuşursan dinlerim ; hiç bıkmadan, usanmadan.
Verirsen saklarım kilitli sandıklarda.
Tutuşturursan yanarım, hiç korkmadan..
Seversen ;
Küçülürüm,
Ufalırım,
Yok olurum sende...
Uzaktan seviyorum seni 
Kokunu alamadan, 
Boynuna sarılamadan 
Yüzüne dokunamadan 
Sadece seviyorum

Öyle uzaktan seviyorum seni
Elini tutmadan
Yüreğine dokunmadan
Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
Su üç günlük sevdalara inat
Serserice değil adam gibi seviyorum

Cemal Süreya şiiriyle başlamadan geçemedim kitabın adı 'Uzaktan Aşk' olunca. Amîn Maalouf'un 'libretto'su yani bir operanın sözleri. 2000'de ilk kez sahnelenmiş ve 2002'de Yky tarafından basılmış.

Gelelim uzak aşıklarımıza; bir Prens ve Ozan olan Jaufre Rudel ve Kontes Clemence.

Jaufre hiç görmediği varlığından bile emin olmadığı bir kadına aşıktır ve onun için şiirler yazar şarkılar besteler, Batı'da yaşar, gündelik hayattan sıkılmış ve aşkına sığınmıştır.

Clemence ise güzelliği ile herkesi büyüler, Doğu'da olmasına rağmen doğduğu toprakları Batı'yı arar, Jaufre'den bir haber yaşar.

Bu iki kişi Gezgin isimli kahramanımız olmasa birbirlerini bilmeden görmeden, bir aşka düşmeden yaşayıp giderlerdi. Fakat Gezgin aşıklarımıza birer göz oldu birbirlerini görebilmeleri için, yol oldu birbirlerine varabilmeleri için, söz oldu birbirlerine açılabilmeleri için. Uzaktan severlerken bir aşkın peşine düştüler. Peki mutluluğa da uzak mı kaldılar yoksa kitaplardaki mutsuz sonu yok edip uzakları yakın mı ettiler? 87 sayfalık bu eseri okuyup öğrenebilirsiniz. Ben keyif alarak okudum.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.095 Oy)17.484 beğeni39.486 okunma2.115 alıntı165.351 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.854 Oy)8.143 beğeni26.011 okunma622 alıntı126.663 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.000 Oy)12.472 beğeni31.736 okunma2.783 alıntı132.506 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.462 Oy)8.415 beğeni22.833 okunma1.451 alıntı105.558 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.224 Oy)8.143 beğeni23.969 okunma1.897 alıntı102.426 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.971 Oy)8.362 beğeni23.226 okunma1.134 alıntı112.843 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.142 Oy)10.808 beğeni26.541 okunma1.382 alıntı139.719 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.253 Oy)5.358 beğeni18.137 okunma687 alıntı92.246 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.593 Oy)4.943 beğeni15.738 okunma819 alıntı54.339 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.823 Oy)7.365 beğeni20.616 okunma687 alıntı79.687 gösterim
HEP UZAKTAN UZAĞA / Mürsel DEMİR

('Uzaktan Aşk' adlı kitap üzerine, gönülden dökülenlerin yayımlandığı bir deneme...)





Uzaktadır, her şey uzakta. Uzaklık uzaktadır, yakın bile uzakta. En yakınımızdaki uzaktır bazen bize. Bazen biz uzaklaşırız en yakınımızdakilerden. Ya da sebepler uzaklaştırır bizi sevdiklerimizden. Düşmanlar yakın olur bazen, hüzünler yakın, sevinçler hep uzaktan uzağa…

Ve aşk… O da uzakta… Uzaktan da uzakta… Buralarda değil sanki. Arayıp da bulamadığımız bir şey gibi. Yokluk içinde varlığını hissediyor ve yaşıyoruz ama dokunamıyoruz.

Heybeme tam da bu düşmüştü bu hafta; Amin Maalouf’un “Uzaktan Aşk” adlı piyesi. Okudum ve uzaklara gittim. Kayboldum, boğuldum… Bir ışık aradım kurtulmak için. Bir iz bir nişan… Bir nida bekledim. Aradım ve yandım. Tıpkı Jaufre’nin yandığı gibi.

Jaufre yanmıştı ve vurulmuştu uzaklara. Aşkın kokusunu almıştı ta uzaklardan. Kendi varlığına yokluk elbisesi giydirip bir tek O’nu var etmişti adeta. Uzaklarda bir sevgili vardı Jaufre için. Hayalini kurduğu fakat bunun gerçekliğine yürekten inandığı bir aşkı keşfetmişti adeta yeni bir kıtayı keşfeder gibi.

Fakat hikayenin ilginç olan kısmı, Jaufre’nin denizleri geçerek yüzünü görmeden özüne vurulduğu sevgiliye giderken, aslında gitmemeyi istemesi, med-cezirler yaşamasıydı. Sevgiliyi görmek mi yoksa görmemek mi? Görerek sevmek mi, görmeden bir ömür boyu aşkından her gün yeni baştan can kesilmek mi? Jaufre bunun tereddüdünü iliklerine kadar yaşıyordu. Belki de korkuyordu, görünce vazgeçeceğinden. Belki de korkuyordu büyünün bozulacağından.

Ve bir de Jaufre’nin sevgilisi olan Clemence’nin endişeleri vardı. Olanları duyup da Jaufre’nin onu görmeye geleceğini öğrenince; “Bu ozan beni tanısaydı, yine bunca coşkuyla şiirler söyler miydi bana? Şiirlerinde seslenir miydi bana, ruhumun derinliklerine inebilir miydi? En güzel giysilerimle çıkıp salınıyorum kilise yolunda ve gidip diz çöküyorum orada, bomboş ruhumla! Ozan, yalnızca senin dizelerinin aynasında güzelim ben.” Clemence’nin bu ifadeleri adeta son noktayı koyar gibi her şeyi özetler mahiyetteydi. İnsanın düşü ile hayattaki gerçeklik hep zıtlaşır birbiriyle. Kişilerin, sevgililerin birbirlerinde mevcut olan tahayyülleri ile hakikatte var olan arasında çok vakit uçurum vardır. Ve burada da o korkuyu iliklerine kadar yaşayan iki aşık… Fakat öncesindeki aşk bembeyaz bir sayfa gibi. Yüzünü görmeden özüne vurulmak sevgilinin. Seven sevdiğini hayalinde öyle güzel bir yere oturtur ki onu devirmek çok zordur. Adeta saltanat kurmuştur sevilen orada, istense de istenmese de. Ama görmek, sevgilinin erişilmez büyüsüne ermek korkusu seveni nasıl da inletiyor: “O’nu gönlümce seyretmek hoş geliyordu, o beni görmediğinde…”

Ve Clemence’nin tespiti Amin Maalouf’un takdiri hakkettiğinin göstergesidir: “Denizler ötesiyim ben Ozan’ın ve Ozan benim denizler ötem.”

Farkında mısınız? Jaufre bir arayışın hengamesinde. “O’na kavuşamamaktan korkuyorum ve O’na kavuşmaktan korkuyorum…” İşte bu kaygı, bu his, bu halet-i ruhiye; varılacak sevgilinin asıl olmamasından ötürüdür. Asıl istenilen şey Vuslat’a özlem… Visali istemez aşık, hep onun hengamesinde olmayı ister.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi görmeden sevmek, varlığını bilmek fakat duymamak… Ve Maalouf’un takdire şayan bu kitabı, arayışı çok güzel dile getiriyor. Arayış, bulma ve visal… ve bulduğu an kaybediş…

İnsanın doğan güneşi batan güneşi olur mu hiç? Ya da batan güneşi bir gün gelir de yeniden doğar mı hiç? Kim bilebilir ki…

Âşık Jaufre güzelliğin ta kendisinin maşuku olduğunu ifade ediyor, kendisinin ise onun yansıması hatta bu yansımanın bir katresi olduğunu ifade ediyor. Aslında bu fevkalade bir tespit. Maşuku yüceltmek onu hiç olmadığı kadar, belki de olmasını istediği o sınırsız hayallerin sınırsız gerçekliği kadar alabildiğine yüceltmek ve öylece her gün yeniden aşık olmaktır.

Ve visalin daha yolculunda henüz gözler birbirine değmeden aşığı maşuka yaklaştıran her adımda, aşık biraz daha ölüme yaklaşmakta, bu âlemde tek yakınlık olan ölüme adeta bile bile gitmektedir. Ve visal anı gelmeden düşmüştür ölüm döşeğine âşık. Maşukun aşkıyla sarhoş olmamış, bu yüksek dozla adeta intihara teşebbüste bulunmuş, ölüme düçâr olmuştur. Uzanırken boylu boyuna âşık, maşuku ile göz göze gelişi adeta ölüm fermanını imzalayışı ama bir yandan da gerçek özgürlüğe kavuşur gibi ya da amansız bir hastalıktan kurtulur gibi… Zira maşuku görüşü hem doğuşu hem ölüşüdür aşığın.

Doğmuştur gördüğü an ve ölmüştür âşık. Sonra şunu da farkına vardım aslında tıpkı ‘Gezgin’in dediği gibi; “Ama ölüm bu kadar yakın olmasaydı Jaufre, sevdiğin kadın şuanda yanında olmazdı, sarılmazdı sana, o güzel kokusu duyulmazdı soluduğun havada. Ve ‘seni seviyorum Jaufre’ demezdi sana.” Ayrılıklar sevgiyi körüklüyor bir nevi. Ya da ayrılacağını bilmek insana sevmeyi, katışıksız, saf, temiz ve samimice sevmeyi öğretiyor.

Bakın sonunda Clemence’nin varış noktası ne oluyor: “Bir gelinliğin beyaz ipliklerini dokuduğumu sanırdım, oysa bir kefenin ipliğini dokuyormuşum bilmeden!” Allah’ım bu nasıl bir fark ediş bu nasıl bir serzeniş…

Ve Aşk-ı asla ulaşır gibi oluyor bu son demde. Başta isyana kaçsa da sonradan kullandığı ifadeler çift anlamlı olarak algılanmakta, aşığına mı yoksa onu var edene mi ithaf etiği muğlakta kalmaktadır. Lakin netice itibariyle alanın veren olduğu, var edenin de maşuklar maşuku olduğu anlaşılmaktadır.

Bazen âşık olur insan, kavuşamayınca kahrolur. Bazen âşık olur insan, kavuşunca kül olur. Visalin ateş olduğunu anlayamaz bazen. Ve aramanın, asıl arayışın, vuslatın ve Mahbub’un bulduğu olmadığını fark edemez insan. Zira ‘hayat olmaktır’ der, şair. Ve olmaksa eğer hayat; olmak O’nu bulmaktır, diye bitirir.

Ve uzaklık-yakınlık derken, alemde her şey uzaklara kaçmakta, bir tek şey hariç. O şey ise her geçen gün yaklaşmaktadır tüm çıplaklığıyla.

Şair Ahmet Muhip Dıranas’ın ifadesiyle;



“Uzaktadır her şey; gökyüzü, deniz,

Her an peşimizden koşan gölgemiz,

Özlenen limanlar yanan yıldızlar,

Uzaktadır her şey; anneler, kızlar…

Uzaktadır her şey; hep... yalnız ölüm,

Her yerde, her an yakınımız, ölüm.
Soylu bir ozan, eğlenceli yaşamından bıkmış, kusursuz bir kadının hayalini kurup, aşkını anlatıyor dizelerinde
Ve bir gün gezgin bu hayalinin yaşadığını haber veriyor ona, çılgına dönen Ozanın " uzaktan aşkı" böyle başlıyor.
Denizler ötesine, görmeden, duymadan, dokunmadan yaşanılan bir aşk...

Bu kitabı okurken ilk aklıma gelen Halil Cibran'ın sözü oldu "İnsan hayatında iki kişiye aşık olur biri hayallerinde yaşattığı biri de hiç doğmamış olandır."
Belki bu iki aşık kavuşabilselerdi.
aşk, aşk olmazdı.
Şarkıları, okşamalardan öte bir şey, ve bilmiyorum sever miyim erkeği, ozanı sevdiğim gibi. Sever miyim sesini, müziğini sevdiğim kadar.Hayır yüce İsa adına acı çekmiyorum. Ama sanırım çekerdim bekleseydim bu adamı ve gelmeseydi. Ama beklemiyorum onu. Orada yurdumda bir adamın beni düşündüğünü bildiğimde
Ansızın çocukluğumun topraklarına yakın hissediyorum kendimi.
Edebiyat ince ince işlenmiş dizelere .. Tiyatro olan bu eser bizi Edebiyata doyuruyor. Ben cok begendim sizlere de öneririm.. Aşkın güzelliği ve acımasızlığını anlatan bu kitapta Batı’dan Doğu’ya uzanan Uzak Aşk’la ilgili.
I'amour de loin... libretto, 80 sayfalık bir kitap.(Aynı zamanda 5 perdeden oluşan bir oyun.)Bir çırpıda derler ya öyle okursunuz ama hazmetmesi o kadar kolay olmuyor... İnsana olan aşk? Yüce yaratıcıya olan aşk? Engel bazen şartlar bazen gerçekler olsa da aslolan aşkın kendisi değil midir?

''Tanrı güzelliği size vermiş kontes,ama başkalarının gözleri için'' incesini barındırır.
Öncelikle hayatımda ilk defa bir opera okudum bunu söylemeliyim.
İkinci olarak da çok beğendiğimi belirteyim.
Schopenhauer ,Nietzche gibi filozofların müzik için söylediklerini okuduktan sonra her türlü müzik benim kulağıma daha farklı gelmeye başladı .
Bu operayı müzik olarak duymasam bile, kafamda çok iyi canlandırabildim.
Hikaye çok güzel seçilmiş . Uzaktan aşk birbirini görmeyen iki insanın aşkı , eşsiz duygular ...Ve her büyük aşk gibi hazin son ...
Kitabı okurken güzel bir saat geçirdim.
Əsərlərini fransızca qələmə alan livanlı yazıçı Amin Maalufun "Uzaqdan eşq" librettosunu təsadüfən oxudum. Sifariş olunan əsas kitabların üstündə hədiyyə edilmişdi. Azərbaycan oxucusu onu deyəsən, "Səmərqənd" əsəriylə tanıyır. Hələ oxumamışam.
"Uzaqdan eşq" librettosu 2001-ci ildə yazılıb. Beş pərdədən ibarətdir. Məhəbbət mövzusu əsrlər boyu sevən insanların diqqət mərkəzində olub. Homerdən üzü bu tərəfə Şekspir, Bayron, Höte kimi mutəfəkkir şairlər məhəbbət aləminin işıqlandırılması sahəsində boyuk uğurlar
qazanıblar. Öz ədəbiyyatımızdan xatırlatsaq, Nizamidən Hafizə, Fuzuliyə və Cavidə qədər butun boyuk Şərq şairləri məhəbbət movzusuna muraciət edib və boyuk sənət abidələri yaradıblar.
Librettonun mövzusu Yaxın Şərqdə geniş yayılmış "Xosrov və Şirin" əfsanəsi kimidir. Bu əfsanəni ilk dəfə yazılı ədəbiyyatda Firodvsi işləyib. Daha sonra Məhəmməd Cahan Pəhləvan Eldəgizin sifarişi ilə Nizami Gəncəvi də yazıb.
Əsərlərin məzmunu demək olar ki, eynidir. Orda rəssam Şapur Şirinin təsvirini dilə gətirərkən Xosrov uzaqdan vurulur, burda da səyahətçi Jaufreyə Klemensdən bəhs edərkən aşiq olur. Beləliklə, xoşbəxtlik, hüzün, qovuşma, sevinc, ayrılıq və seviləni qüsursuzlaşdırma kimi eşqin yaratdığı bütün duyğuların göstərildiyi bu əsər Malufun uğurlu əsəri hesab olunur. Libretto bir çox Avropa ölkəsində tamaşaya qoyulub. Bir şeyi qeyd edim, librettonu oxuyarkən, yaddaşıma Əsli-Kərəm, Fərhad-Şirin, Romeo-Cüyletta cütlükləri də gəldi. Amin Malufun bu nağılvari eşq hekayəsini oxumaq istəyənlər, qaçırmasınlar.
Uzaktan aşk, uzaktaki aşk... Ne çok şey anlatıyor değil mi? Hiç görülmemiş, duyulmamış, bilinmemiş aşklar... Belki bunların hepsi manasız geliyor çoğu kimseye, 'uzaktan aşk mı olurmuş?' diyenler bile vardır belki aranızda. Size çok şey sormak istiyorum ama tek bir soru sormam yeterli olacaktır:
Siz hiç Uzaktaki güneşi sevebildiniz mi? Görmeden, duymadan, bilmeden... Sevebildiniz mi? Yüreğinizin tahtına oturtabildiniz mi?
Yüreğimizin tahtına padişah ettiğimiz gibi bu kitap da yüreğimize padişahtır. Ne kadar ki 'ölüm' ü ama olarak karşılarına çıkarmışsa da...
Aşk, mesafe, yaşam, hayal etme, gerçeklik, ozan, şiir, gerçek, denizler ötesi, kimlik, özlem,yolculuk, sürgün, vuslat Gezgin,Clemence,Jaufre... Bir saati almayacak, derin izler bırakacak, defalarca okuma isteği uyandıracak bir libretto.

"Lanet olsun aşka,
Yaşamı küçülttüğünde gözümüzde,
Lanet olsun aşka,
Yaşama ihanet edip, ölüme yandaş olduğunda."
Normalde tiyatro tarzi kitaplari pek sevmem fakat kitap degerli bir arkadasimin hediyesidir kendisine tekrar tesekkur ederim. Yazari zaten seviyordum bu turde de ne kadar basarili oldugunu gostermis. Bas kahraman olan ozanimiz hic gormedigi sadece hayalinde bir takim ozellikler yukledigi bir kadina asik olur. Onu hic bulamayacagini dusunurken bir yerlerde yasadigini duyar. Hic tanimadiginiz birine asik olabilir misiniz? Oyleyse buyrun
"Dur, bekle, adını söyleme!
Daha değil!
Önce gözlerinin rengini söyle bana."
Amin Maalouf
Sayfa 21 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uzaktan Aşk
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
87
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803590
Kitabın türü:
Orijinal adı:
L'amour De Loin
Çeviri:
Samih Rifat
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
XII. yüzyılda, Akitanya'dayız... Soylu bir ozan, Jeufré Rudel, zevk ve eğlenceye doymuş, böylesi bir yaşam sürmekten bıkmış; uzak, arı ve sonsuz bir aşkı düşlüyor... Kusursuz, düşsel bir kadını anlatıyor dizelerinde. Ve günün birinde, denizler ötesinden gelen Gezgin, bu imgenin gerçekten yaşadığını haber veriyor ona. Çılgına dönen ozanın "uzaktan aşk"ını arayışı böyle başlıyor.

Kaija Saariaho'nun bestelediği Uzaktan Aşk operasının ilk gösterimi, 2000 yılı Ağustos ayında Salzbourg'da, Peter Sellars'ın sahnelemesi, Kent Nagano'nun müziksel yönetimi ve Georges Tsypin'in dekorlarıyla gerçekleştirildi. Clémence rolünü Dawn Upshaw, Jaufré Rudel'i Dwayne Croft, Gezgin rolünüyse Dagmar Peckova üstlendi.

Gérard Mortier yönetimindeki Salzbourg Festivali'nin, Jean-Pierre Brossmann yönetimindeki Théâtre du Châtelet'nin ve Santa Fe Operası'nın ortak yapımı olan opera, 2001 Ekim ayında Fransa'da sahnelendi; 2002 Temmuz'unda da ABD'de izlenebilecek.

Uzaktan Aşk operasının librettosunda, Maalouf, amacına ulaşamadan yitip giden bir sanatçı yaşamının eğretilemesini sunarken, yolculuk, sürgün, Tanrı, kimlik ve aidiyet izlekleri çevresinde biçimlenen ve yine Batı'dan Doğu'ya uzanan o dokunaklı aşk ve ölüm masallarından birini anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 304 okur

  • Gürcan Sert
  • Elif
  • Busem
  • Melis Altunpek
  • Sefa
  • Deniz Dizdar
  • Murat Gökhan
  • Yusuf ELİK
  • Turna
  • Meryem şeyma çiftçi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3
14-17 Yaş
%2.3
18-24 Yaş
%15.9
25-34 Yaş
%40.2
35-44 Yaş
%25.8
45-54 Yaş
%11.4
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.7
Erkek
%34.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.9 (13)
9
%22 (18)
8
%28 (23)
7
%19.5 (16)
6
%9.8 (8)
5
%1.2 (1)
4
%0
3
%1.2 (1)
2
%1.2 (1)
1
%1.2 (1)

Kitabın sıralamaları