Bu dünya mutsuz insanlarla dolu desem abartmış olmam herhalde. Yine de utanç duymadan topluma gösterebilecekleri sefaletlere sahiplerdi. Toplum ise onların bu gösterini hemen anlar ve onlara sempati duyardı. Öte yandan benim mutsuzluğum tamamen kendi suçluluğumun ürünüydü, bu yüzden başvurabileceğim kimse yoktu.
...Basitçe, insanların dediği gibi, "tüm dünya benim etrafımda dönüyor" diye mi düşünüyordum? Yoksa tam tersi miydi? Çok mu korkaktım? Şahsen benim hiçbir fikrim yoktu. Nasıl duracağıma dair hiçbir fikrim olmadan kendimi daha da perişan etmeye meyilli bir suçluluk yığınından başka bir şey değildim.
Her şeye olan güvenimi kaybettim. Dünyanın işleyişindeki tüm umut, sempati ya da neşe kavramlarına sonsuza dek yabancılaştım. Sanki kafam yarılıp açıldı ve o andan itibaren insanlarla kurduğum herhangi bir etkileşim, o yaranın acımasına sebep oldu.
...Peki güvenmek bir suç muydu? Masum güven, nihayetinde suçun özü müydü?