Mekkî ve medeni olan sûreleri bilmenin birçok faydası bulunmaktadır. Bunların en önemlileri şunlardır:
1. İki âyetin zahiren çelişiyor gibi gözükmesi halinde, daha sonra inmiş olmasına nazaran medenî olanın nâsih, önceden inmiş olmasına göre de Mekkî olanin mensûh olduğuna hükmedilebilmesi. Böylelikle nâsih ve mensûh âyetlerin bilinebilmesi.
2. Genel olarak teşrî tarihi incelendiğinde bunun hikmeti ve tedrîcî (aşamalı olarak) tekâmülünün ortaya çıkması.
3. Bu tür malumatın bugün elimizde olmasının Kur'ân-ı Kerîm'in bizlere kadar intikalinde en ufak bir şüphenin bile olmadığını göstermesi.
Ayetlerin tertibinin tevkîfi olduğu içtihada açık olmayıp bizzat vahiyle yapıldığı bütün alimlerce ittifak edilmiş bir husustur. Çünkü bu konu, kıyas ve re'ye/görüşe elverişli olan bir konu değildir. Ulemâالٓمٓص Elif Lam Mim, Sâd”ı başlı başına âyet saydığı halde, benzeri olan "الٓمرٓ Elif Lam Mîm, Râ''yı müstakil bir âyet saymamışlardır. Keza "يٰس Ya, Sin"i bir âyet kabul ettikleri halde benzeri olan "طٰسٓTâ, Sîn"i bir âyet saymamışlardır. Buradan hareketle denilebilir ki; şayet âyetlerin tertibi akıl veya kıyasa istinaden yapılmış olsaydı böyle bir manzara ile karşılaşmamız söz konusu olmayacaktı. Ayrıca bu konuda ittifak edilen görüşü teyit eden bazı rivâyetler de meselenin aslının bu şekilde olduğunu net olarak göstermektedir. Mesela, "Her kim bir gece Bakara Sûresi'nin son iki âyetini okursa onlar ona yeter." gibi hadisler ve Efendimiz'in bazı âyet-i kerîmeleri sahâbe-i Kirâm'ın hazır olduğu namazlarda veya cuma hutbelerinde okuduğuna dair rivâyetler, bize âyetlerin tertibinin Efendimiz tarafından vahye dayanarak yapıldığını, ondan sonra gelen birtakım alimlerin ictihâdî görüşleri ile yapılmadığını göstermektedir.