Şu anda bu satırları yazarken yine aynı duygular aynı ağırlıklarıyla gelip oturdular üzerime. İnsan hiç geçmeyeceğini sandığı o anların, günlerin, acıların geçtiğini anladığında keşke bu acısızlığı kutlasa, kutsasa... Oysa o acı geçip gittiğinde artık o kadar önemsiz bir hale gelmiş oluyor ki, "Yaşasın, artık yerinde yok!" demek delilik gibi gelebiliyor ilk başlarda.
Zihni, gelişmeyi bedeninden çok önce durdurmuştu. Belli ki bir süre sonra bedeni de aynı kararı almış, bir yerden, bir dönemeçten sonra büyümeyi bırakmıştı Mesut.
Bu hayata yetişmeye değmez, diye düşünmüştü belki de.
Ömrüm boyunca gördüğüm en büyük direniş Mesut'un direnişiydi. Büyümeyi reddetmişti.
Geride kalan yılları yazarken doğumdan çok ölümler olduğunu fark ediyorum şu anda. Ne çok güzel insan gelip geçmiş hayatımızdan. Yaşarken canımızı acıtanlar, üzerinden zaman geçince nasıl da kolay yazılır, anlatılır olmuş. Gülümseyerek anabildiklerimiz en değerli anıları bırakanlarmış daima. Evet, acıtsa bile öyleymiş.