Matt Haig zaten sevdiğim bir yazar. Bu kitabı da içinde yaşadığı dünyaya yabancı, daha önce hiç görmemiş biri gibi yazmış. Kesinlikle takdir ettim.
Profesör Andrew Martin'in yerine geçen uzaylımız Dünya'ya önemli bir görev için gönderilmiș. O, teknolojinin çok geliştiği bir yere, Vannadorya'ya ait. Teknoloji ilerledikçe insanlar arasındaki bağların zayıfladığını ve daha soğuk bir dünyaya doğru ilerlediğimizi düşünürüm hep. Uzaylımızın ait olduğu gezegen Vannadorya tam olarak böyle bir yer. Hayatın sadece matematik ve mantıktan ibaret olduğu, yüksek teknolojili, ölümsüzlüğün olduğu, aile ilişkilerinin, sosyal sınıfların ve bireyselliğin olmadığı, telepati ile iletişim kurulan bir gezegen... Onun için binaların ve arabaların yerle teması, kitapları okumak zorunda olmamız, bir yere ulaşmak için yol gitmek, zaman harcamak zorunda olmamız, iletişim kurmak için bazı cihazlara ihtiyaç duymamız tuhaf ve ilkel. -Açıkçası ben de bir bilim kurgu hayranı olarak teknolojinin gelişimi için daha yolun çok başında olduğumuzu düşünüyorum.- Haliyle bizim dünyamız, alışkanlıklarımız, hayatımız ve teknolojimizle ilgili öğrenmesi gereken çok şey var. Bu dünya ona çok ilkel ve bir gün sona ereceği için amaçsız geliyor. İnsanların arasındaki sevgi, ilgi, dostluk, aşk gibi duyguları anlayamıyor ve ilk kez tecrübe ediyor. Zamanla alışıyor.
"İnsanlar șiddet ve hırsla şekillenmiş, kibirli bir türdür. Yaşadıkları gezegeni, Şu an için erişimleri olan yegâne gezegeni yıkımın eşiğine getirdiler. Ayrımlarla, sınıflandırmalarla dolu bir dünya yarattılar ama kendi aralarındaki benzerlikleri görmeyi beceremediler. Teknolojiyi insan psikolojsinin uyum sağlayabileceğinden daha büyük bir hızla geliştirdiler ve hepsinin delisi olduğu para ve şöhret için ilerletmeye çahşıyorlar hâlâ."
Uzaylımıza göre işte