Bu kitabı elinizde tutuyorsanız çok şanslısınız. Biraz kısa olsa dahi yazarın o güzel anlatımıyla vermek istediği mesajı gayet başarılı bir şekilde bizlere vermiş:)
Önce hikayenin konusuna bakacak olursak, Küçük bir kasabada yaşayan Kino ve Juan'nın'nın Coyotito adında minik bir bebekleri vardır. Aile dışarıdayken küçük Coyotito'yu akrep sokar ve aile telaşlanır. Kasabadaki birçok sakin Coyotito'yu görmeye gelir. Bebeği doktora götürmeye karar verirler ve doktorun kapısını çalarlar. Sırf paraları olmadığı için doktor bebeği muayene etmeye yeltenmez ve asistanına başka bir yerde olduğunu söyletir. Bebeğin ısırılan yeri morarmaya başlamıştır. Aile kanolarına binip para için inci avına çıkarlar. Kanoda Juana bebeğin ısırılan yerine şifalı otları yerleştirir ve bebeğin yavaş yavaş iyileştiğini görürler. Ve o sırada Kino belki de hayatlarının dönüm noktası olan o dünyanın en büyük incisini bulur. Ama incinin başına ne işler getireceğini bilmiyordur. Yani kısaca Kino ve ailesinin hikayesi böyle başlıyor.
Kitabı ben çok beğendim, evet böyle bir son beklentim vardı ama son ana kadar ne olacağını tahmin edemiyordum.
Bundan sonrası biraz spoilere girebilir, eğer kitabı hala okumadıysanız ne duruyorsunuz? ʘ‿ʘ
Şimdi biraz kitaptan olaylarla ilerlemek istiyorum.
•Doktor Kino'nun büyük bir inci bulduğunu öğrendiğinde ailenin evine gidip Coyotito'nun aslında iyileşmediğini ve bunun için ona bir ilaç vermesi gerektiğini söyler. Kino aslında baştan beri şüphelenir ama kendi cehaletinden dolayı hiçbir şey yapamaz. Eğer okuyup araştırmazsak, bilgiyi öğrenmeye çalışmazsak bir gün Kino'ya olduğu gibi belki bir yakınımızı belki de bizi bir gün zehirlerler.
•O yağ deposu, para hırsından gözü dönmüş doktorun para için bir bebeği zehirlemesi, ailenin üç kez kimliği belirsiz kişiler