"Kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek yıllar yılı unuttun onu yalnızca: Bunu da "koşullar"a, "hayatın akışı"na, "sorumlulukların"a falan bağlamaya kalkışma bahane bulmağa çalışma: Sendin, sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden korkaklıkla işin kolayına kaçan...
O işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden : ne yaptın sen sana?"
"İlk önlem, her ilişkide kendine saygı gösterilmesine özen göstermekten ibarettir. Sınır koymayı bilmek, saygı "talep etmek." Serbest kalmak ya da serbest olmak, genel olarak herkes tarafından sevilmemeyi kabul etmek, anlaşmazlığı ortaya çıkarmaya cesaret etmek demektir. Karşındakine saygı göstermek dinlemekten geçse de, partnerin görüşüne atfedilen önemin büyüklüğü, "onun hoşuna gitmek" için, onun ihtiyacına göre formatlanmış bir kalıba girmeye yöneltebilir ki bu da elbette kişiliğin silinmesi demektir. Aynı şekilde, zaman aşımına uğramış ya da kısıtlayıcı ilkeler adına izlenmesi gereken yanlış kurallar, yanlış yasalar dayatmak da gereksizdir. Çocuklar anne babanın ayrılığından üzüntü duysalar da, kimi zaman, ayrılmamak, gizli ya da açık bir saldırganlığın damgasını taşıyan bir yaşam, ebeveynlerden birinin yıllar içerisinde çökmesi, tatminsizlikten kemirilmesi çok daha zarar vericidir."
"Kendine saygı, kişinin kendine bakışı ve kendine yönelik yargısıdır. Fakat, bize bağlı olmaktan çok uzak olan bu bakış açısı başkalarının bakışına fazlasıyla bağlıdır. Eğer başkaları bize değer verir ve bizi severse, o zaman biz de kendimizi daha çok ve daha iyi severiz. Başkasının bakışı bize "değer verir." Elbette kişinin kendisine karşı koşulsuz bir sevgi payı vardır. Bu kendimiz, esasen çocukluktan beri tanığı olduğumuz sevgiden beslenir ve dışsal yıkım teşebbüslerine karşı etkili bir siper oluşturur. Eğer kendimizi çok seviyorsak, narsizmimiz bizi korur, tepki göstermemizi sağlar.
İnsanın kendine olan saygısının tek bileşeni bu benlik sevgisi değildir. Haysiyet, kendine güvene, yani harekete geçme, yapma, "atılım gösterme" yeteneğine de dayanır. Bu çok daha somut bir veçhedir, çünkü bizim eylemlerimize bağlıdır. Son olarak da, kişinin kendisi karşısında hissettiği haysiyetin üçüncü parametresi kendini değerlendirmedir. Kendimizi, üzerinde düşünmesek bile, içten içe yargılarız. Niteliklerimizi, kusurlarımızı, sınırlarımızı değerlendiririz. Kendimize saygımız güçlüyse, "benden kötüsü de var" diye düşünürüz ve yenilgilerimizi şanssızlığa bağlarız.' Tersi durumda, eğer kendimize olan saygımız zayıfsa, "benden daha iyisi var," deriz ve yenilgilerimizin bütün sorumluluğunu üstleniriz: "Çünkü ben yeterli olamadım."