Başarısızlığımı yazdığımı biliyorum. Ne yazacağımı gerçekten bilmiyorum. Gerçekliğe -ya da genellikle gerçeklik dediğimiz dünyanın seyrek kalıntılarına- karşı anlaşılmaz bir bağlılık ve masal anlatmaya karşı amansız bir çekim hissediyorum.
Edebiyat kendini kuşku nesnesi sanarak kendini önemliymiş gibi gösterir. Kendini küçümseyerek kendini doğrular. Kendini arar: gereğinden fazla. Çünkü o belki de aranmayı değil bulunmayı hak eden şeylerdendir.
Şimdi fark ediyorum da… Yıllar sonra mutlulukla ilişkilendirdiğim çoğu gün, aslında yaşadığım sırada farkında bile olmadığım, fazlasıyla sıradan anlardan oluşuyormuş.