Zeynnppp

Zeynnppp
@Zeynnnppp
Hayatın amacı kendine varmaktır. Oysa herşeye yaklaşır, her yere varır, bir tek kendinden uzak kalır insan. Her yeri, her şeyi keşfeder ama kendine kıpırtısız duran okyanuslardan haberi bile olmaz. Rumi.
Ruh ve beden arasında... karşılıklı etkileşme olduğunu Descartes bile reddedememişti. Ruh bedende oturduğu sürece, diyordu, özel bir organ olan beyin, bedenle, bir salgı aracılığıyla bağlantı halindedir. Tin ve madde arasındaki etkileşim burada gerçekleşir. Bu yüzden ruh sürekli bedenin ihtiyaçlarıyla ilgili duygu ve izlenimler tarafından şaşırtılmaktadır. Amaç da aklın yönetimi ele almasını sağlamaktır. Çünkü karnım ne kadar kötü ağrırsa ağrısın, bir üçgenin iç açılarının toplamı hep 180° olacaktır. İşte bu şekilde düşünce bedensel ihtiyaçları aşabilir ve 'akıllıca' davranabilir. Böyle bir bakışa göre ruh bedenden tümüyle bağımsızdır. Bacaklarımız yaşlanıp tutmaz olabilir, sırtımız kamburlaşır, dişlerimiz dökülebilir; ama içimizde akıl var oldukça, iki artı iki dört eder ve edecektir. Çünkü akıl yaşlanmaz ve yıpranmaz. Oysa bedenlerimiz yaşlanır. Descartes için akıl ruhun ta kendisidir. Arzu ve nefret gibi düşük duygu ve heyecanlar bedenin işlevleriyle yakından ilişkili şeylerdir -dolayısıyla uzamsal gerçeklikle ilgilidirler.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Eğer akıl bir şeyi çok açık ve kesin şekilde biliyorsa -örneğin dış dünyadaki matematiksel ilişkilerde durum böyle- o zaman gerçek de böyle demektir. Çünkü mükemmel bir Tanrı bizi aldatıyor olamaz. Yani Descartes aklımızla bildiğimiz şeyin gerçek bir karşılığı olduğu konusunda 'Tanrı'nın verdiği garanti'ye güveniyor.
Descartes...hepimizde bir mükemmel varlık tasavvuru bulunduğunu ve bu tasavvurun böyle bir varlığın olması gerektiğine işaret ettiğini ileri sürmüştü. Çünkü eğer mükemmel bir varlık var olmasa, mükemmel de olmazdı. Ayrıca, böyle bir varlık olmasa, biz de mükemmel varlık tasavvuruna sahip olamazdık. Çünkü biz mükemmel değiliz ve bu yüzden mükemmellik düşüncesi bizden kaynaklanamaz. Descartes'a göre Tanrı fikri doğuştan gelmeydi. Bize doğarken katılmış bir fikir. 'Tıpkı bir sanatçının eserine imzasını atması gibi' diye yazmıştı Descartes.
Bir insanın parçalarına , dikkatimizi andan uzaklaştıran öne çıkan hayallere tutundukça, elimizde hayatta kalmamızı sağlayacak umutlara dönüştürdüğümüz ayrıştırılmış birkaç anı kalıyor ve onları bize kendimizi sevdirecek kadar sevdiğini sandığımız kişinin omuzlarına yüklüyoruz. Eğer dikkatli davranmazsanız o kişi sizin bir parçanıza dönüşüyor. İyi parçanıza, bütününüze, hayatınızın aşkına.
...eskiden tanıdığınız birine âşık olmak bir kitaba âşık olmak gibidir... Onu istediğimiz kadar sevin, o sadece sizinkinin paralelinde ilerleyen bir hikâye. Günün sonunda, hareketsiz bir hikâye. Bir anı. O bir hüküm ve siz onu değiştiremezsiniz. Nasıl bitiyorsa öyle biter. Ne söylüyorsa o kadarını söyler.