İlk kez biri kendinden bahsetmek için konuşmuyordu benimle. Buna o kadar alışkındım ki. Birine ufacık kendimden etsem, hemen sohbetin onun dünyasına dönmesine o kadar alışkındım ki. Kimse gerçekten dinlememişti beni; herkes konuşmak için kendi sırasının gelmesini bekliyordu.
"Kurtaramazsın. Kurtarmamalısın da. Bak ben de eskiden senin gibiydim. Ortada bir sorun gördüğümde, her şeyi çözebileceğimi, herkese merhem olabileceğimi, herkesi iyileştirebileceğimi sanırdım. Sonra fark ettim k, yardım etmeye çalıştığim kişiden daha çok ben koşuyordum onun derdine. O ise benim kadar uğraşmıyordu. Kırkımdan sonra öğrendim, herkesin bir tekamül yolculuğu olduğunu. Kimseyi yolundan çeviremezsin. Saygı duyman gerekir. Müdahale edemezsin. Bir kere bak, 'Kurtarırdım' derkenki kibri fark ediyor musun? Yanlış anlama... Ben ondan daha iyi bir yerdeyim, ben onu oradan çekip çıkarırım, diyorsun. Müdahale ederim ve düzeltirim diyorsun. Yapamazsın. Senin gücün buna yetmez. Senin gücün bir tek kendi sınavına yeter. Kendi yolunda yürümeye yeter. Başkasının yolunda sadece izin verildiği kadar yürüyebilirsin.
Şehir, insanın kendini düşünmesine, kendine çare olmasına bile fırsat bırakmıyor ki, annesine babasına çare olsun. Tahsilliyiz belki, iyi okullarda okuduk, sözüm ona kültürlüyüz, yetiştirdik kendimizi, paramız var, yabancı dilimiz var, görgümüz var. Ama çaremiz yok. Bu bir gerçek. Hepimiz çaresiziz.