Zeynep Nur Güneş

Zeynep Nur Güneş
@Zeynow_g
UÇUŞUP GİDEN ZAMANA İNAT...
124 okur puanı
Haziran 2022 tarihinde katıldı
Bunu bilen insan neden hâlâ fazla beklenti içerisinde olur?
"Acıların çoğu, beklentilerin fazlalığındandır. Beklentiyi azalttığımızda hayatın yükü hafiflemektedir. Beklenti dert, beklentisizlik dermandır. Birbirimize yapacağımız en büyük iyilik, taşıyabileceğimiz kadar beklenti içerisinde olmaktır." -Anonim
Psikoloji
Yaren Bulut
Yaren Bulut
Bence bu düşünce biraz karamsar bir bakış açısı taşıyor. Bir de şöyle bakalım olaya: İnsanı geliştiren, çalıştıran ve ayağa kaldıran şeylerin büyük kısmı da beklentiler, hayaller ve umutlar. Sorun beklenti kurmak değil; beklentiyi hayatın merkezi hâline getirmek olabilir. Yazıda, insanın beklentilerinin sonunda mutlaka kendisini yaralayacağı düşünülüyor ve sanki umut etmek insanın kendi kendine yaptığı bir kötülük gibi anlatılıyor. Evet, bazen büyük beklentiler hayal kırıklığı yaratabilir; ancak insanı hayata bağlayan şeylerden biri de tam olarak bu umut etme duygusudur. İnsan daha güzel bir gelecek beklediği için çalışır, sevileceğine inandığı için emek verir ve istediği şeylerin gerçekleşeceğine dair içinde bir inanç taşıdığı için mücadele etmeye devam eder. Bu yüzden bana göre sorun beklenti kurmak değil, insanın tüm mutluluğunu tek bir sonuca bağlamasıdır. Çünkü dengeli beklentiler insanı yıkmaz, aksine yön verir. Umut aslında bir yönden de beklemek değil beklenti içerisinde olduğun şey için harekete geçmektir. Tek şartla bütün benliğini tek bir şeye bağlamadan bağlanmadan... Hem ne demiş şair: Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne...
Önceki 1 yanıtı göster
Yaren Bulut
Yaren Bulut
Her şeyin başı dengedir. Bazı yaşlarda kurgu ile gerçeği ayırt etmek zorlaşıyor. Bizim elimizde olan bir şeyse aslında uğraştım ama olmadı demeliyiz hayat çoğu zaman tekdüze ilerlemez ve aynı anda birçok şeyle uğraşmak zorunda kalırız. Aslında burada olay yine bilinçli olmaktan geçer. Elinden gelen bir şey olmadığında aslında hayal kırıklığına uğramaman gerektiğini de bilmek gerekir. Beklentiler hep var olur ve gittikçe büyür bu da insanoğlunun doyumsuz olduğunu gösterir. Ne kadar yok sayarsak sayalım. Ne kadar olmamış gibi gösterirsek gösterelim o bilinçaltina kayar. Ki bence bilinçaltına kaymasida artık odak noktanın değişip içinde bir şeylerin bağının koptuğunu ve vazgeçişini gösterir. Beklentiler, olmayacak şeyler ya da dediğin gibi uç hayallerimizde, dengemizi bulur, hem bilinçlenip hem bilinçlendirirsek içimizdeki o üzüntüyü az da olsa "en azından denedime" dönüştürebiliriz diye düşünüyorum.💖😊
Bunu bilen insan neden hâlâ fazla beklenti içerisinde olur?
"Acıların çoğu, beklentilerin fazlalığındandır. Beklentiyi azalttığımızda hayatın yükü hafiflemektedir. Beklenti dert, beklentisizlik dermandır. Birbirimize yapacağımız en büyük iyilik, taşıyabileceğimiz kadar beklenti içerisinde olmaktır." -Anonim
Psikoloji
Yaren Bulut
Yaren Bulut
Bence bu düşünce biraz karamsar bir bakış açısı taşıyor. Bir de şöyle bakalım olaya: İnsanı geliştiren, çalıştıran ve ayağa kaldıran şeylerin büyük kısmı da beklentiler, hayaller ve umutlar. Sorun beklenti kurmak değil; beklentiyi hayatın merkezi hâline getirmek olabilir. Yazıda, insanın beklentilerinin sonunda mutlaka kendisini yaralayacağı düşünülüyor ve sanki umut etmek insanın kendi kendine yaptığı bir kötülük gibi anlatılıyor. Evet, bazen büyük beklentiler hayal kırıklığı yaratabilir; ancak insanı hayata bağlayan şeylerden biri de tam olarak bu umut etme duygusudur. İnsan daha güzel bir gelecek beklediği için çalışır, sevileceğine inandığı için emek verir ve istediği şeylerin gerçekleşeceğine dair içinde bir inanç taşıdığı için mücadele etmeye devam eder. Bu yüzden bana göre sorun beklenti kurmak değil, insanın tüm mutluluğunu tek bir sonuca bağlamasıdır. Çünkü dengeli beklentiler insanı yıkmaz, aksine yön verir. Umut aslında bir yönden de beklemek değil beklenti içerisinde olduğun şey için harekete geçmektir. Tek şartla bütün benliğini tek bir şeye bağlamadan bağlanmadan... Hem ne demiş şair: Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne...
Öncelikle emek verip yazdığın için eline sağlık.😊 Aslında benim de burada anlatmaya çalıştığım şey tam olarak şu: Elbette beklemek, umut etmek kötü bir şey değildir fakat bazen çoğumuz çok gerçeküstü beklentiler içerisine giriyoruz gerek isteyerek gerek istemeyerek. Örneğin bir insanın sevmediğimiz, hoş karşılamadığımız bir özelliğini değiştirmek istersek eğer ne yaparsak yapalım o insanın içinde bir istek olmadığı sürece biz onu değiştiremeyiz. Bu onun kararı, onun elinde olan bir şey. İşte tam bu yüzden onun değiştirmesini istediğin hareketini her gördüğünde hayal kırıklığına uğrarsın çünkü içinde ona dair bir beklenti var sen onu öyle kabul ettim desen bile. Epiktetos'un dediği gibi: "İnsanı üzen olaylar değil, o olaylar hakkındaki düşünceleridir." Ona fazla beklenti yüklemeseydi bu kadar üzülmeyecekti yani. Ya da çok uç hayallere sahip olan insanlar var. Bunu şey gibi düşünebiliriz bir çocuk yıllarca görünmez olabilecek hayali ile büyüyor fakat bunun imkansız olduğunu öğrenince hayal kırıklığına uğruyor gibi daha çok örnek var. Bazen hayat değiştiremeyeceğin bir rotaya girer o yüzden hayatı daima değiştirebileceğine dair fazla beklentisi olan insanlar üzülür maalesef. Beklenti, umut elbette güzel fakat her şeyin fazlası zarar.
1 yanıtı göster
Soralım...
İnsan, evreni anlamlandırmak mı ister; yoksa sadece bizim için anlamlı görünmesini mi?
İnsan evrene baktığında çoğu zaman sadece olanı görmekle yetinmez; gördüğünün ne anlama geldiğini de düşünmeye başlar. Bu yüzden insanın içinde evreni gerçekten anlamaya yönelik bir merak olduğu söylenebilir. İnsan neden var olduğunu, dünyanın nasıl işlediğini, hayatın bir amacı olup olmadığını sorgular. Bilim, felsefe ve din gibi alanlar da biraz bu meraktan doğmuş gibi görünür. Bu açıdan bakıldığında insanın, evrenin arkasındaki düzeni ya da anlamı keşfetmek istediği düşünülebilir. Ama diğer taraftan insanın tamamen belirsiz ve anlamsız bir dünyada yaşamakta zorlanabileceği de düşünülebilir. Böyle bir durumda insanın, yaşadığı dünyayı kendisi için daha anlaşılır ve yaşanabilir kılmak amacıyla bazı anlamlar yüklediği de söylenebilir. İnsan bazen olayları bir amaçla ilişkilendirir, tesadüfleri bir hikâyeye bağlar veya hayatına değerler ve hedefler vererek dünyayı kendisi için daha anlamlı hale getirir. Bu yüzden insanın evrenle kurduğu ilişki belki de tek taraflı değildir. Bir yandan evrenin gerçekten ne olduğunu anlamaya çalışan bir yönü varken, diğer yandan da gördüğü dünyayı kendi bakışıyla anlamlı hale getirmeye çalışan bir yönü olduğu düşünülebilir. Yani insan hem anlamı arayan hem de bir ölçüde anlam kuran bir varlık gibi düşünülebilir.
Önceki 1 yanıtı göster
Quintessentia
Quintessentia
haklısınız hocam. Yine çok güzel bir bakış açısı kazandırdınız teşekkür ederim.🥰
Soralım...
İnsan, evreni anlamlandırmak mı ister; yoksa sadece bizim için anlamlı görünmesini mi?
İnsan evrene baktığında çoğu zaman sadece olanı görmekle yetinmez; gördüğünün ne anlama geldiğini de düşünmeye başlar. Bu yüzden insanın içinde evreni gerçekten anlamaya yönelik bir merak olduğu söylenebilir. İnsan neden var olduğunu, dünyanın nasıl işlediğini, hayatın bir amacı olup olmadığını sorgular. Bilim, felsefe ve din gibi alanlar da biraz bu meraktan doğmuş gibi görünür. Bu açıdan bakıldığında insanın, evrenin arkasındaki düzeni ya da anlamı keşfetmek istediği düşünülebilir. Ama diğer taraftan insanın tamamen belirsiz ve anlamsız bir dünyada yaşamakta zorlanabileceği de düşünülebilir. Böyle bir durumda insanın, yaşadığı dünyayı kendisi için daha anlaşılır ve yaşanabilir kılmak amacıyla bazı anlamlar yüklediği de söylenebilir. İnsan bazen olayları bir amaçla ilişkilendirir, tesadüfleri bir hikâyeye bağlar veya hayatına değerler ve hedefler vererek dünyayı kendisi için daha anlamlı hale getirir. Bu yüzden insanın evrenle kurduğu ilişki belki de tek taraflı değildir. Bir yandan evrenin gerçekten ne olduğunu anlamaya çalışan bir yönü varken, diğer yandan da gördüğü dünyayı kendi bakışıyla anlamlı hale getirmeye çalışan bir yönü olduğu düşünülebilir. Yani insan hem anlamı arayan hem de bir ölçüde anlam kuran bir varlık gibi düşünülebilir.
Öncelikle yorumlamaya çalıştığın değerli emeğin için teşekkür ederiz Zeynep Sultan🤍 Şimdi kurduğun önermeye biraz da şöyle bakmanı tavsiye ediyorum: İnsan hakkında sık söylenen bir düşünce vardır: Senin de anlatmaya çalıştığın kadarıyla "İnsan hem evreni anlamaya çalışan hem de dünyaya anlam veren bir varlıktır." Ama biraz düşününce bu fikir fazla romantik görünmeye başlar. Gerçek hayata baktığımızda durum daha sade görünüyor. İnsan aslında evreni çözmeye çalışan bir varlık değildir. İnsan daha çok belirsizlikten rahatsız olan ve onu azaltmaya çalışan bir canlıdır. Bunu üç basit noktada görmek mümkün. Birincisi: İnsan evreni anlamak için değil, hayatta kalmak için düşünür. İnsan zihni evrenin sırlarını çözmek için gelişmedi. Günlük hayatta işimize yarayan şeyler için çalışır: tehlikeyi fark etmek, yiyecek bulmak, diğer insanlarla geçinmek. Evrenin nasıl oluştuğunu bilmek bunların hiçbirine doğrudan yardımcı olmaz. Zaten tarih de bunu gösterir. Bilim çok geç ortaya çıktı. Bugün bile çoğu insan hayatını evren üzerine düşünmeden geçirir. İkincisi: İnsan çoğu zaman anlam üretmez, sadece bağlantılar kurar. Beynimiz olayları açıklamak ister. Rastlantıları bile bir sebebe bağlarız. Karmaşık şeyleri hikâyeye dönüştürürüz. Bu bize rahatlık verir. Ama bu her zaman gerçek bir anlam bulduğumuz anlamına gelmez. Kader inancı, komplo teorileri ya da eski mitler bunun iyi örnekleridir. Bunlar çoğu zaman dünyayı gerçekten açıklamak için değil, zihnimizi rahatlatmak için vardır. Üçüncüsü: İnsan aslında anlam aramaz, anlam boşluğundan kaçmaya çalışır. Çoğu insan hayatını “Hayatın anlamı nedir?” diye düşünerek geçirmez. İnsanlar genellikle işlerine, günlük uğraşlarına ve rutinlerine odaklanır. Bugünün dünyasında eğlence, tüketim ve sürekli dikkat dağıtan şeyler de bu sorularla yüzleşmemizi kolayca ertelememizi sağlar. Bu yüzden belki de insanı şöyle tanımlamak daha doğru olur: İnsan evreni anlamaya çalışan bir varlık değildir. İnsan belirsizlikten hoşlanmayan ve bu belirsizliği azaltmak için çeşitli açıklamalar üreten bir varlıktır. Yani mesele büyük bir “anlam arayışı”ndan çok, dünyadaki karmaşayla yaşayabilmenin bir yolunu bulmaktır. İnsan bazen hikâyeler kurar, bazen teoriler üretir. Ama çoğu zaman bunu evreni çözmek için değil, hayatı biraz daha anlaşılır hale getirmek için yapar.
1 yanıtı göster