Ama gerçek şu ki;neyin yanlış gittiğini bilmediğimiz gibi , neyin doğru gittiğinide bilmiyoruz.Bildiğimiz tek şey kimyasal pencere kapanırken başka bir uyanışın daha yaşandığı.
İnsan ruhunun bütün ilaçlardan daha güçlü olduğu ve asıl ruhun beslenmesi gerektiği.
işle, eğlenceyle , dostlukla , aileyle .Unuttuğumuz şey bu. En temel şeyler.
Güneş fena halde yakıyordu ve güzel havaya hiç kimsenin güveni yoktu, geçmekte olan yılın kötülüğüne söyleniyorlar, yüce Tanrı’nın yardıma hiç niyeti olmayışına dövünüyorlardı.
Halil Cibran( Ermiş adlı eserinde ) narsisizmin bu hafif, ama yine de yıkıcı biçimine şöyle karşı çıkmaktadır:
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildirler.
Onlar kendi özlemini çeken Hayat’ın çocuklardır.
Sizin vasıtanızla gelirler, ama sizden değil,
Sizinle birlikte olsalar da, size ait değillerdir.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, ama düşüncelerinizi değil,
Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.
Onların bedenlerini barındırabilirsiniz, ama ruhlarını değil. Çünkü onların ruhları sizin rüyalarınızda bile ziyaret edemeyeceğiniz yarının sarayında yaşarlar.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz, ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın.
Çünkü hayat geriye doğru gitmez ve dünle oyalanmaz. Siz , çocuklarınızı canlı oklar olarak ileri fırlatan yaylarsınız.
Okçu, sonsuz yoldaki nişan yerini görür ve okun hızla uzağa gitmesi için tüm kudretiyle sizi büker .
Okçunun elinde büküldüğünüz için sevinin;
Çünkü o, uçarak giden oku sevdiği kadar,
Sağlam duran yayıda sever…