Psikolojik korku ve gerilim türüne meraklı olanların keyifle okuyabileceği bir kitap. Aşırı uç korku sahneleri olmadığı için okuması çok keyifliydi. Kitap üç bölümden oluşuyor.
Eski bir hükümlü olan Millie arabasında hayatını idame ettirmektedir. Bir gün bir iş teklifi alınca hayatında her şeyin yolunda gideceğine sevinir amaa işler hiçte göründüğü gibi değildir. Çatı katında, kapısı sadece dışarıdan kilitlenen bir oda verilir ona. Hasta ruhlu bir kadın vardır karşısında Nina; ve bir kocası yani ev sahibi Andrew. Diken üzerinde okudum kıza ne yapacak acaba diye. Ama kitabın ikinci bölümü öyle bir ters köşe yaptı ki "yok artık" dedim. Bunu ona yapma lütfen desem de kendisininde başka bir şekilde kurtulma umudu yoktu. Görünen hiç bir şeyin aslında göründüğü gibi olmadığını gördük. Herkese keyifli okumalar.
"İnsanlar ne der?" cümlesine boyun eğme, kişileri en ufak özgünlüğü olmayan çok uysal ve kibar bireylere, diğer insanların elinde olan iplerle hareket ettirilen oldukça mekanik kuklalara dönüştürür..
Sen konuşmazsan dünya susuyor biliyor musun? İnsan unutmanın sularını geçti. Kimse kimseyi hatırlamıyor. Anlamını bir gün bile düşünmedikleri bir kalabalık yetiyor herkese. Toprağı ölü bir huzurla değiştirdiler. Gökyüzünü can sıkıntısıyla değiştirdiler. Arzuyu pişmanlıkla değiştirdiler. Kimse bir başkasına misafir olmuyor. Acı bitti. Zaman yok. Gönül soğuk. Sevme korkusu öyle kötürüm etti ki herkesi, yalnızlıktan bunalan insan, dönüp yine kendi yalnızlığına sığınıyor.
Elbiselerimizle şık, simamızla güzel,bakışımızla derin, yürüyüşümüzle alımlı, cüzdanımızla muteber, tellallığımızla bilge, taatimizle kul ve nihayet nefesimizle var olduğumuzu zannetsek de, biz sadece kelimelerimizle varız, kelimelerimiz kadarız.