Sahi ne zaman başladık bu kadar bağlantısız kalmaya? Bi köşeye ittiğimiz, silikleştirdiğimiz, körelttiğimiz tüm o bağlara çok ihtiyacımız olduğunu ve bu bağlantısızlık halimizin bizi depresyona sürüklediğini veyahut depresyonun başlıca bir sebebi olduğunu biliyor muydunuz? Depresyonun beyin kimyasından kaynaklanan bir bozukluk olduğu gerçeğiyle büyümüş olan ve adına arıza dedikleri bu durumu yuttuğu antidepresanlarla düzeltmeye çalışan yazar Johan Hari, bugün bizlere aslında kaybettiğimiz bağların, doğayla olan temassızlığımızın, durmadan reklamı yapılan abur cubur değerlerin, bireyselleşme adı altında kendimizi yalnızlaştırmanın depresyonun temel nedenleri olduğunu aktarmış bu kitapta. Kendisi de uzun yıllar depresyonla mücadele etmiş olup yaptığı araştırmalar sonucunda sorunun büsbütün kendinde olmadığını keşfetmiş. Peki neydi sorun ? Modernleşen günümüz dünyasında es geçtiğimiz çok temel bir kavram : Bağ. Hayatla bağ, doğayla bağ, kendimizle bağ, insanlarla bağ.
Hedef haline getirdiğimiz çoğu şeyin gündelik hayatta bizi tatmin etmediğini daha derin bir şeylere ihtiyaç duyduğumuzu zaman zaman hepimiz hissederiz. Maddi hırslarımız, statü tutkularımız, en yükseğe çıkma güdümüz bizi önemli olan içsel hayattan koparıyor, kendimize o kadar odaklanıyoruz ki etrafa bakmayı unutuyoruz. Modern kültür de durmaksızın bunu güdülerimizi doyurmaya yönelik reklamlar gönderiyor. Şunu alırsan daha mutlu hissedersin, ona sahip olursan çok iyi görünürsün.. günümüz antidepresanı: tüketmek. Anlık tatminler bizi iç dünyamızdan ve bizi mutlu edecek asıl şeyi bulmaktan uzaklaştırıyor. Johan Hari uzun zaman yaptığı araştırmalarla tüm bunların depresyonu tetikleyen nedenler olduğunu keşfetmiş. Elbetteki tek neden bu değil fakat sorunun önemli bir kısmını oluşturuyor. Geriye kalan nedenleri