Bir kaçış hikayesi. İki sevgilinin yurtlarından kaçışı. Ölümden, tutsaklıktan kaçış. Gerçeklerden kaçış. Bir nevi de erteleme hikayesi. Gerçeklerin ortaya çıkışını erteleme, vuslatı erteleme.
Aşk yüzünden…
Osmanlı başkenti, Sultan Ahmet ve Safiye Sultan saltanatı, Sultan Ahmet Camii inşaatı süreciyle harmanlanmış bir hikaye. İskender Pala’nın hikaye gerçek olabilir mi diye sorgulatan anlatımıyla okuyacağınız bir kitap. İskender Pala en beğendiğim yazarlardan. Çünkü; dünyevi ve uhrevi aşk üzerine yoğunlaşması, hikayelerindeki derin ruhsal analizleri, hiçbir hikayede tam bir taraf olamamamız, osmanlının çeşitli zamanlarına yolculuk yapmamızı sağlaması, manevi bir boyutu olduğunu her kitabında hissettirmesi…
Hangisine daha çok üzüleyim, hangisine daha çok kızayım bilemediğim bir hikaye. İshak ve Gunala kendi sevgilerini ikisinin sevgisinden daha kutsal kabul etmelerine mi kızayım? Aşıkların bir araya gelişini engellemelerine mi kızayım? Kaknusia’nın Bahşının hatırasına sahip çıkıp onu hiç aramamasına mı kızayım? Dönemde bir kadın olarak ne kadar arayabilirdi ki? Sanırım bu hikayede en çok Bahşıya üzüldüm. Senelerce sağ ya da ölü sevdiğini aramış. Kendisine, senin esirinim, diyen bir kadının onun aşkına saygısızlığını öğrenmiş. Kızını hiç sahiplenememiş. Aşkına kavuşma kıyısında kaknusiayı kaybetmiş. Hayatının son anında dolaylı olarak kendisi yüzünden aşığının öldürüldüğünü öğrenmiş.
Bazı sevgiler bizim idrakimizden büyüktür. İki aşığı kavuştursalar belki zamanla onlar vazgeçerlerdi. Gunala ve İshak’ın sevgisi; sevgiden ziyade daha çok takıntı. İshak hiç fiziksel zarar vermemiş olabilir ama sevdiğini sandığı kadının gözü önünde tuttuğu yası bile bile ona acımamış. Gunala umutsuzca aşkını arayıp her seferinde yıkılmasına göz yummuş. Aşklarının üstünlüklerini