Oysa sadaka vermekten duyulan haz mağrur, ahlaksız bir hazdır. Varlıklı olanın varlığının, hâkimiyet duygusunun, kendi durumunu yoksulun durumuyla karşılaştırmasının ona verdiği bir haz... Sadaka, vereni de alanı da bozar. Üstelik, amacına da varamaz, çünkü yoksulluğu kökleştirir yalnızca. Çalışmak istemeyen tembeller, içleri kazanmak tutkusuyla kavrulan kumarbazların oyun masasını kuşattıkları gibi, sadaka verenin çevresini kuşatırlar. Öte yandan, önlerine atılan birkaç metelik, onlara gerekli paranın yüzde biri bile değildir.
"İnsanlara her şeyin iyi olduğunu öğreten, dünyanın sonunu getirecektir."
"Öğreteni çarmıha gerdiler."
"Böyle birisi gelecek yeryüzüne, adı da İnsan-Tanrı olacak."
"Tanrı-İnsan mı?"
"Hayır, İnsan-Tanrı, ayrılık da burada.
Yani durum ne denli kötü olursa o denli iyi demek istiyorsunuz, anlıyorum. Dinde de öyle değil midir: Kişi ne denli kötü koşullar altında yaşıyorsa ya da toplum ne denli ezik, yoksulsa, cennette sonsuz mutluluğa erişeseğini o denli inatla hayal eder. Bunun yanında yüz binlerce din adamı da kişisel çıkarları için bu umudu körüklediklerine göre... anlıyorum ne demek istediğinizi.