Adı:
Cinler
Baskı tarihi:
Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
823
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517860
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Cinler, Rus toplumunu bekleyen çalkantıları seneler öncesinden sezebilmiş Dostoyevski’nin, gerçek bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı siyasi romanıdır.

Bir taşra gölünde, infaz edilmiş bir adamın cesedi bulunur. Bu genç adamın öldürülme nedeninin uzaklaştığı devrimci örgütten ayrılmak istemesi olduğu sonradan anlaşılır. Dostoyevski’nin 1869’da gerçekleşen bu olaydan esinlenerek yazdığı Cinler’de, Çar’ı devirmeyi ve devleti ele geçirmeyi amaçlayan bir siyasi örgütün içindeki aydınların, sosyalistlerin, anarşistlerin, tanrıtanımazların resmini çizer. 19. yüzyıl sonu Rusyası’nı kasıp kavuran şiddet çığırtkanlığına karşı bir haykırış niteliğinde olan bu başyapıt en iyi siyasi romanlardan biri olarak kabul edilmektedir.

“Dostoyevski’nin Cinler’i devrimci bir komplodan esinlenerek yazılmış en iyi romanlardan biri.”
JOSEPH FRANK
904 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
YouTube kitap kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

Okuldayken tarih derslerini neden dinleyemediğimi buldum. Çünkü bize sadece Osmanlı Devleti tarihi anlatılıyordu!

"Politika tabii bir şeydir, hayatın içindedir. Adımınızı sokağa attığınız anda başlar. O gün ekmek fiyatına zam geldiyse, o gün benzin pahalandıysa, siz de bir arabaya biniyorsanız ve ekmek yemek zorundaysanız bu doğrudan politikaya bulaştınız demektir. Evin içindeki konuşmadan tut, bakkalla konuşman, şoförle konuşman politik bir meseledir. "
Müjdat Gezen

Dostoyevski, Ecinniler kitabını Sergey Neçayev'in devrimci kişiliğinden ve kurduğu örgüt yapılanmasından esinlenerek 1870-1872 yılları arasında yazdı. Öncelikle bu yıllarda Rusya'nın siyasi ve sosyolojik durumuna bir bakmak gerek, yani Lenin (1870), Stalin (1878) ve Troçki (1879) gibi isimlere Rus ekonomik krizi içerisinde bebek bezinin pahalılığından şikayet eden ailelerinin ucuz bebek bezi bulma savaşı verdiği yıllardan.

Sergey Neçayev. 1847 doğumlu. Yaklaşık olarak 22 yaşlarındayken, -bu insanımızın üniversitede vize-final dönemlerinden sıkıldığı bir ana denk gelir.- 1869 yılında bir Rus devrimcisi olmaya kalkışır. O sıralar var olan düzeni pek de seviyor diyemeyiz, muhalif bir kimlik, zira Puşkin'in de adından pek çok kez bahsettiği Pugaçev isyanına benzer nitelikte bir isyan çıkarmak amacıyla Çarlık ailesinin de ortadan kaldırılabilmesi için bir örgüt kurmanın çağrılarını yapıyor. Bu amaç uğruna da her türlü şantaj, hırsızlık ve cinayeti de meşru kılıyor. İşte tam da Dostoyevski'nin bir kitap yazması için muhteşem bir esin kaynağı!

Yahu, bu adam o sıralar var olan düzeni niye sevmiyor peki? Adı üstünde düzen, varsın yönetilsin işte bir şekilde. 1814 yılında Napolyon'u yenmiş olan bir orduya sahip bir Rusya'nın vatandaşı iken buna cüret ediyor hem de? Durun durun daha matruşkalarımızı alıp kamarinskaya dansı izleme kısmına geçmedik.

I. Aleksandr'la başlamak gerek belki de. Bu adam liberal görüşlere yakınlık duyan bir adam ve çeşitli reformlar getirmeye kalkışıyor 19.yy'da. E o sıralar hunharcasına savaşan bir Avrupa ve Rusya var tabii. Adam ne yapsın? Devletin insan gücünü ve mali kaynaklarını, çölde günlerce susuz kalmış birinin suyu gördüğü anda onu tüketmesine benzer bir hızda tüketiyor. Sonra bir de gözlerini kendi toplumuna çevirmekten çok, Avrupa ilişkilerine ve dinsel mevzulara çevirince bizim Aleksandr'ın başına pek çok iş açılıyor haliyle. Neçayev'in kurduğu gibi gizli örgütlenmeler boy gösteriyor, bir şekilde bu isyanlar bastırılıyor fakat I. Nikolay'ın da Rusya'nın başına geçmesiyle birlikte iyice otokratik bir rejime doğru gidiliyor. Bu yine de 1848'de başlayan ve uzantıları Neçayev'e kadar giden devrimci dalgaların başlamasını engelleyemiyor.

Bunları neden mi anlatıyorum?

Dostoyevski'nin bu kitabını eğer ben şu an elimde tutabiliyorsam, eğer sizler bu incelemeyi okuyabiliyorsanız, bu, Dostoyevski'nin 1849 yılında I. Nikolay'ın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanıp tam kurşuna dizilmek üzereyken cezasının sürgün ve zorunlu askerliğe çevrilmesi sayesinde olmuştur. I. Nikolay'ın beyninin kıvrımlarından o anda geçmiş olan ufak bir ileri görüşlülük sayesinde yüzyıllar geçmesine rağmen bütün dünya edebiyatını sarsmaya devam edecek Suç ve Ceza, Budala, Ecinniler, Karamazov Kardeşler gibi eserleri okuyabiliyoruz. Fakat yine de Panslavizm, Rus liberalizmi, nihilizm, Rus milliyetçiliği gibi pek çok konu var daha anlatacak...

Pan-Slavizm kelimesi, hepimizin eskiden kendi tarihimizden ve dinimizden başka bir şey öğretilmediği okullarda duyduğu, Osmanlı Devleti'ni de zamanında epey rahatsız etmiş, Rusların sıcak denizlere inme idinde yanıp kavrulduğu bir zamanda ortaya çıkmış Slavsever bir milliyetçilik arzusudur. E pek tabii ki normal olarak, Pan-Slavizm, hem Batı karşıtı hem de anti-liberaldir. Zamanın muhalif olan nihilistleri de tam tersine Avrupa'ya karşı bir açılmacılık politikasında olmak istiyordu. Durur mu bizim Dostoyevski? Almış eline kalemi. Başlamış Ecinniler'i yazmaya. Liberalizm, ateizm ve Batılılaşan düşüncelerle de beslenen böyle örgütlerin karşısına "Durun daha, kendi kimliğimizi henüz kaybetmiş sayılmayız, Rusya ölmedi, her ulusun kendi kimliği ve Tanrısıyla özdeşleştiğini savunan Şatov adında öyle bir Rus karakteri kaleme alacağım ki herkes neden bu görüşü savunduğumu anlayacak, özellikle de Turgenyev!" diyerek çıktı. Sonra da 311. sayfada bulunan:
"Bir insan hem ateist, hem Rus olamaz; ateist oldu mu derhal Rus olmaktan çıkar"

173. sayfada bulunan:
"Bizim Rus liberali her şeyden önce uşaktır, çizmesini temizleyeceği birini arar hep."

315. sayfada bulunan:
"Büyük bir ulus, gerçeğin yalnızca ve münhasıran kendisinde olduğuna ve bu gerçeklikle her şeyi yeniden canlandırıp kurtarma olanağının bir tek kendisinde bulunduğuna, bu görevin bir tek kendisine verildiğine inanmazsa, hemen o anda büyük halk olmaktan çıkar ve etnografik bir malzemeye döner." gibi yazılarla savunmasını ortaya koydu.

Fakat o tarihlerde biraz muhafazakar biraz Pan-Slavist biraz da edebiyatçı Dostoyevski'nin aklında Rusya salt etnografik bir malzemeye dönüşmeye pek de niyetli değil gibiydi. Bu görüşüyle I. Nikolay'ın, kendisini kurşuna dizmesinden vazgeçmesinin hakkını Pan-Slavizme yakın görüşlerle mi ödemeye çalışıyordu?

O yüzyılın Rusyası, memurların sayısının üç kat artmasıyla bürokraside büyük bir şişkinliğin başladığı, yetersiz bir öğrenimden geçen ve düşük ücretler alan memurlar ordusunda o zamanın liberalizminin verdiği yoksulluk ve işsizlikten de etkilenmeyle birlikte kayırıcılık, rüşvet ve yolsuzluğun son derece yaygın olduğu, toprak ağası adına çalışan köylünün oluşturduğu serflik kurumunun da etkilerinin görüldüğü, I. Aleksandr'ın nispeten özgür düşüncesiz ortamına Nikolay'ın "Ulan ben şu ortamdaki gerginliği biraz alsam çok "dobra" bir Rusya olacağız ha!" gibisinden bir düşünceyle nispeten özgür düşünceleştirmeye çalıştığı, II. Aleksandr'ın da 1861'de serflik sistemini kaldırarak milyonlarca kişiyi özgürlüğüne kavuşturduğu bir Rusya'ydı.

Siz yine de benim böyle dediğime bakmayın. Ağır baskı ve sansür ortamında yeşermeye çalışan bir ülkenin edebiyatından bahsediyoruz burada. Bir tarafta "Ah, biraz Batı'ya açılsak ne olur sankiiee?" diyen sosyetik kısımla diğer tarafta "Geleneksel Rusya, Ortodoks Rusya, Slavofil Rusya" diye tutturan kısımın savaşı desek yeridir.

Bir de tüm bunların üstüne tuz biber niteliğinde, 19.yüzyılın ikinci yarısında Rus düşünce dünyasında entelijansiya olarak adlandırılan bir kesim öne çıkmış. Vikipedi böyle diyor. Bu abilerimiz bizim beyaz yaka olarak tanımladığımız o zamanların hukukçuları, mühendisleri, öğretmenleri ya da bazı bürokrat ve subaylardan oluşurmuş. E bu grup da normal olarak imparatorluk rejiminin baskıcı yapısına epeyce karşı oluyor. İşte, bu kitapta bu kesim ve bu kesimin iktidara ince göndermelerle dolu görüşleri de var sevgili okurlar. İlk kez Fransızca cümlelerin bir Dostoyevski romanında bu kadar çok kullanıldığını, Orhan Pamuk'un okuduğu en iyi siyasi kitap olduğu gibi ayrıntıları da belirtmeden geçmemeli.

Eski ile yeni her daim çatıştı.
Batılılaşma ile Pan-Slavizm her daim çatıştı.
Sürgünden önceki Dostoyevski'nin düşünceleri ile sürgünden sonraki Dostoyevski'nin düşüncelerinin dönemin Rusya Zeitgeist'ından uzak olması pek tabii ki düşünülemezdi.

İnsan bile yalnızlaşırken koskoca Rusya yalnızlaşamaz mıydı yani?

O zaman gelsin bir Black Sabbath, Dostoyevski'nin beyninin politik kıvrımlarına!
https://www.youtube.com/watch?v=h3FyNH9v7mU

KAYNAKÇA:
https://m.bianet.org/...silik-sergey-necayev
http://www.itobiad.com/.../article-file/206378
https://ogulcankuslar.wordpress.com/...vrupa-siyasi-tarihi/
https://herkesindergisi.com/...-yuzyil-liberalizmi/
https://tr.0wikipedia.org/wiki/Ecinniler
https://tr.0wikipedia.org/wiki/Liberalizm
https://tr.0wikipedia.org/...%B0mparatorlu%C4%9Fu
https://tr.0wikipedia.org/wiki/entelijansiya
http://pauegitimdergi.pau.edu.tr/.../1361249905_7-19.pdf
http://dergipark.gov.tr/.../article-file/315941
http://dergipark.gov.tr/.../article-file/319687
http://dergipark.gov.tr/.../article-file/262329
Siyasi İdeolojiler, 10. Baskı, Andrew Heywood
https://tez.yok.gov.tr/...TezMerkezi/giris.jsp 511895 No'lu Doktora Tezi, Balkanlar bölgesinde Panslavist-Ortodoks düşüncenin oluşmasında Slav yardımlaşma cemiyetinin rolü (1859-1878)
904 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Ecinniler ile Dostoyevski etkinliğine giriş yapıyorum dostlarım :) 896 sayfalık bu yüce eseri Sibirya sürgünü sonrası iki yılda (1870-1872) tamamlamış Dostoyevski.

Bu kitabı yazarken gerçek bir olaydan esinlenmiş. Kısaca gerçek olaydan bahsedelim;
1869'da Moskova Üniversitesi'nde okuyan Sergey Nechayev, çevresindekileri bir devrim için örgütlemeye başlar. "Halkın Öcü" adıyla bilinir örgüt ve Neçhayev'in elinde örgütü destekleyenler tarafından verilen bir mühür ile belge vardır. 1869'da Dostoyevski'ye karısı Anna'nın abisi tarafından bahsedilir bu örgütten ve Ivanov adlı bir öğrenciden. Ivanov, Neçhayev'in elindeki belgenin gerçekliğinden şüphe eder ve ona karşı çıkar. Bu da hızlıca dünyaya yayılır. Birkaç ay sonra Ivanov, üniversitenin arka bahçesinde ölü bulunur. Çok geçmeden Ivanov'u öldürenlerin "Halkın Öcü" örgütü üyeleri olduğu ve bunu ele verilmekten korktukları için yaptıkları ortaya çıkar. Tabi ki Neçhayev işin başındadır. Üç kişi tutuklanır ancak Neçhayev İsviçre'ye kaçar. Olay sonrası Sağ ve Sol'dan tepkiler gelir. Anlatılan olaydan etkilenen Dostoyevski de Sağ'dan gelen (devrimci akımın gözden düşmesi) tepkilere katılır. Ve böylece olayda geçen isimleri değiştirerek Ecinniler'i yazar. (Albert Camus - Ecinniler Oyun) Camus'un bir de kısa açıklamalarını Türkçe altyazı ile kendi sesinden dinledim ve bunu da meraklısı için paylaşmak istiyorum. ( https://youtu.be/Q9-RcReHwHA )

Sergey Nechayev, romanın baş kahramanı Pyotr Stepanoviç Verhovenski ve Ivanov ise Şatov olarak çıkıyor karşımıza. Sosyalizmin, nihilizmin ve ateizmin sıklıkla işlendiği bir olay örgüsü var Ecinniler'de. Her karakterin betimlemesi, ruhsal durumu ayrıntılarıyla anlatılıyor. Karakterlerin zamanla değişen fikirlerini, evrimlerini inceleme imkanı sunuyor okuyucuya Dostoyevski.

Pyotr Stepanoviç'in küçümsenemeyecek zekasını, her istediğini bu şekilde elde etmesinin ne derece kolay olduğunu sayfalar boyunca hissediyoruz. Şatov'un sosyalist bir insanken zamanla dine yakınlaşması ve Tanrı hakkındaki görüşlerini hatta bazı durumlardaki saflığını keskin cümlelerle anlatıyor Dostoyevski. Kitaptaki ölümlerin nedenlerini uzun süre düşünme gereği hissettim. Rus halkının inançlarını ve kitap boyunca yapılan eleştirilerini de ilgiyle okudum.

Konudan ve karakterlerin tamamından bahsetmek yersiz olacak. Çünkü ayrıntı vermeden karakter isimleri vermek bu kitap için imkânsız. Bu nedenle hiç girişmeyeceğim böyle bir şeye. Kendi görüşlerime gelecek olursam;
Bence okuma sürecim bu kez uzun sürdü. Çünkü önce karakterleri benimsemem gerekti. Çok fazla isme rastladım birçok Dostoyevski romanında olduğu gibi. Bu nedenle not alma gereği hissettim karakter isimlerini. Kısa kısa notlar alarak okumaya başladım. Önce biraz zorlandım evet ama okuduğum kitabın ağırlığının farkında olarak ara vererek sonuca ulaşmayı tercih ettim. Sadece Ecinniler'i okumayıp iki kitapla daha destekledim süreci. Böylece sayfalar ilerledikçe çok rahatladım, hızlandım. Konuyu da karakterleri de benimseyince heyecanla çevirdim sayfaları, hatta favori karakterim bile oldu :) Nikolay'a hayran kaldım ben :) Biraz serseri biraz durgun bir karakter ile birçok Dostoyevski romanında karşılaştım ve her seferinde hayran oldum ona. Nikolay da onlardan biri oldu benim için.

Okuyacaklara tavsiyelerim var elbette. Öncelikle karakterleri iyice hazmetmek gerekiyor. Not almanız taraftarıyım. Biliyorsunuz Rus isimleri birbirini çok andırıyor. Bu sayede karışıklığı önlemiş olacaksınız. Yavaş yavaş okuyun eseri. Çünkü biraz ağır gelecektir önce. İlk kısımlardaki olay örgüsü kavranırsa akıp gidecektir kitap, göreceksiniz. Diğer Dostoyevski eserlerinden farklı bir eserle karşı karşıyasınız, bunu bilerek okumanız taraftarıyım. Bu şekilde okursanız; siyasi, felsefik, realist ve bolca betimlemeden oluşan eseri seveceksiniz. Ve çeviriye değinip bitireyim. Ben yine Mazlum Beyhan çevirisi okudum. Akıcı bir çeviriydi her zaman olduğu gibi. Okuyacaklar için sorun oluşturur mu bilmem ama Fransızca cümlelere çok rastlayacaksınız. Orjinal metindeki haliyle yapılan çevirilerde bunların doğal olduğunu kabul etmek lazım. Okunması gereken Dostoyevski başyapıtlarından birini daha okumanın keyfini yaşamak isteyenlere tavsiyedir :)
904 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar dünyanın en iyi yazarlarından Dostoyevski’nin Ecinniler diğer eserlerinde olduğu gibi bunda da psikolojik tahlilleri ve karakterleri işleyiş şekliyle kusursuzdu.Dostoyevski bu eseri yazarken gerçek olaylardan esinlenerek yazmış.Suç ve Ceza’dan sonra en büyük romanlarından biridir.Siyasi roman türünde yazılmıştır.Konu olarak üniversite de okuyan Sergey Nechayev örgütlenmeleri anlatılmaktadır.Ayrıca karakter olarak Pyotr Stepanoviç Verhovenski ve Ivanov ise Şatov olarak karşımıza çıkmaktadır.Genelde ateizm,nihilizm,Hristiyanlık üzerinde durulmuştur.Bolşevik ihtilali öncesi toplum yapısını, oluşan gizli örgütlenmeleri ve bu örgütlerdeki kişilerin profillerini en ince ayrıntısına kadar anlatırken bir taraftan da entrikalar, menfaatler, aşklar işin içine girince konu epey bir yayılıyor aslında. Dönemin siyasi gelişmeleri, 1861de çıkan kölelik yasasının toplum üzerindeki etkileri çok iyi bir şekilde kaleme almış.O dönemi resmen bir ayna gibi yansıtan şaheser
Keyifli Okumalar Dilerim
904 syf.
·56 günde·Beğendi·9/10 puan
Cinler olarak tercüme edilen bu siyasi roman 1872 yılında yayımlanmıştır. Yazar kitabında 19. yüzyılın ikinci yarısında ateizm, nihilizm ve sosyalizm gibi ideolojilerle birlikte batı düşüncesinin rusya ve rus insanı üzerindeki etkilerini ele alır ve de eleştirir.

Dostoyevski bu romanı iki yıl içinde sibirya sürgününden döndükten sonraki dönemde yazmıştır. tam da bu sebeple dostoyeski'nin son yıllarındaki muhafazakâr görüşleri kitapta fazlasıyla hissedilir. kitapta sosyalizm ve nihilizm gibi aşırılıkçı ideolojilerin toplumsal yapı üzerindeki tahribatlarını ortaya koymaya çalışır.
Zavallı dostum, kadınları tanımıyorsunuz! Benimse hayatım onları incelemekle geçti.
904 syf.
·Beğendi·10/10 puan
19.yy’ın ikinci yarısında, genç bir üniversiteli olan Sergey Neçayev birkaç arkadaşını da ayartarak Rus devrimcisi olmaya soyunur. Bu Avrupa sevdalısı Çarlık karşıtı ekip, içlerinden birinin kendilerini ihbar edeceği konusunda şüpheye düşerler ve bu arkadaşlarını vahşi bir şekilde öldürürler. O dönem çok konuşulan bu olay Dostoyevski’ye de malzeme olur. Sürgün sonrası sıkı bir ortodoks Rus milliyetçisi kimliğine bürünen Dostoyevski, elimizde bulunan bu kitapta yalnızca bu üniversiteli gençlerin taşkınlığını eleştirmez. Turgenyev’in Babalar ve Oğulları’nın Batı sevdalısı nihilist genci Bazarov’a da bu kitapla sert bir tokat atar. O dönemin üç büyük Rus yazarı vardır aslında: Turgenyev-batı sevdalısı, Tolstoy-dininde imanında, Dostoyevski- Rus milliyetçisi olarak tanımlanabilir. Ecinniler dönemin siyasal olayları konusunda tek bir görüşle ilerlemez, toplumdaki her türlü karakter kitabımızda da mevcuttur. Yazıldığı dönemde tam olarak anlaşılamadığından Suç ve Ceza ve Karamazov Kardeşler’in gölgesinde kalmış olsa da çok saygıdeğer yazarımız Orhan Pamuk tarafından en iyi siyasal roman seçilmeyi başarmıştır Ecinniler. Bana kalırsa da asla unutulmayacak Kirillov karakteriyle Suç ve Ceza’dan daha iyi bir kitaptır.


Elimizdeki, sayılamayacak kadar çok karakter içeren bu kitapta, dikkate değer 4 karakter mevcuttur. Zorlarsak ateist görünümlü dindar Stepan Trofimoviç’i, biraz daha zorlarsak örgüt üyesi Şigalyov’u da bu listeye dahil edebiliriz. Kitabın başarısını en çok baltalayan da adından bahsedebileceğimiz bir başkarakter bulundurmamasıdır. Verhovenski veya Stavrogin için başkarakter diyebilirsiniz ama Raskolnikov gibi bir başkarakterlikleri yoktur. Şunu söylemek isterim ki Kirillov ve Stavrogin kendileri için ayrı bir kitap yazılmasını hak eder nitelikte karakterlerdir. Zaten dikkat edecek olursak bu iki, uçlarda yaşayan karakter birbirlerine fazlasıyla benzer.
Sergey Yeçayev’i temsil eden Verhovenski
devrim adı altında ün ve şöhret kazanmış bencil bir gençtir ve bu özellikleriyle az önce bahsettiğimiz 2 karaktere çok uzaktır. Devrimci grubun öldürdüğü genci temsil eden Şatov ise yıllarca Amerika’da küçücük bir barakada Krillov ile sırt sırta yatmış ama onunla Tanrı konusunda zıt düşmüş, dolayısıyla yine yukarıda bahsettiğimiz 2 karaktere uzak kalmış bir karakterdir. Ama başı çeken bu dört karakterin ortak bir noktası vardır: hepsi, Avrupa’dan yönetilen,devrim adı altında toplanmış yok edici bir örgüte üyedir.

Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin en çok olay yaratan karakterdir. Dostoyevski bu kitabı bölüm bölüm dergilere yazarken ikinci bölümün sonunda, Stavrogin ile bir keşişin konuşmasına yer verir. Adamımız bu sahnede pek çok itirafta bulunuyordur, bunların arasında 16 yaşında bir kıza tecavüz ettiğini anlattığı satırlar da vardır. Kitabın bölüm bölüm basıldığı dergi bu iğrençlikleri yayınlayamayacaklarını söyler. Dostoyevski kitabının en önemli yerinin bu bölüm olduğunu, bu olmazsa kitabın olmayacağını söylese de yayıncıları ikna edemez. Bu durum kitabın kalanı için kötü bir etki yaratır. Bahsettiğimiz bölüm kitabın sonraki baskılarında arkaya ek olarak konulmuştur. 16 yaşında bir kıza tecavüz edebilecek kadar düşmüş bir karakter olan Stavrogin, aynı zamanda yoksul ve topal bir kızla evlenebilecek kadar fedakar bir adamdır. Çelişkiler, bunalımlar, vicdan azapları içinde yaşar ama annesinin manevi kızı Darya Pavlovna, yine annesinin yakın dostunun kızı Lizaveta Nikolayevna ve Şatov’un karısı ile de ilişki yaşamaktan geri durmaz. Ne kadar kötü durumdaysa o kadar daha aşağı çeker kendini. Karakterin aslı budur ama dışarıdan çok farklı görünür. Herkesin saygı duyduğu ve adeta İsa’ymış gibi kurtuluşu onda aradığı bir karakterdir. “Neden herkes kimseden beklemediği şeyleri benden bekliyor?” der. Örgütle de pek ilişkisi yoktur hatta devrim falan umrunda değildir. Kendi dertlerinde boğulmuş bir halde, evinin çatı katında kendini asarak intihar eder.

Örgüt üyesi olmasına rağmen devrimle pek ilgisi olmayan Krillov kafayı Tanrı’nın varlığıyla bozmuştur. Tanrı’nın olması gerektiğini ama olmadığını, daha doğrusu olamayacağını söyler. Tanrı yoksa, Tanrı kendisidir. Burda insan-Tanrı kavramıyla tanışmış oluruz. Tanrı yoksa, hepimiz özgürüzdür ve her şeyi kendimiz belirleriz. Ama insanların bunun farkında olmadığını söyler. Özgürlüğünü ve iradesini kanıtlamanın en büyük yolunun intihar etmek olduğunu söyler, intihar ederse Tanrı yoktur, kendi iradesi vardır. Kurtuluş, değerleri yıkmaya kararlı üyesi olduğu örgütte değil, insanın özgürlüğünün farkına varmasındadır. Ve bunun için arkasında saçma sapan bir not bırakarak intihar eder. Maalesef, kurbanı olduğu bu yolda amacına ulaşamamıştır. Tanrısız İsa’ya inanan Dostoyevski, bu konuyu her kitabında açıyor. Krillov, İsa’nın bomboş bir amaç uğruna acı çekerek öldüğünü, din denilen uydurmacanın kurbanı olduğunu söyler. İsa, Tanrı’nın olmadığını öğrenince ne yapmıştır acaba?

Şatov ise Dostoyevski’nin dindar tarafını temsil eder. Tanrılı İsa’ya inanır. Amerikalı kölelerin hayatlarını yaşamak için Krillov ile Amerika’ya giderler. Bu sıralarda ikisinin de Tanrı konusunda kafası karışıktır. Köle hayatı sürdükleri iki yılda bakımsız bir barakada sırt sırta uyurlar. Tanrı konusundaki bu iki zıt düşünce yıllarca sırt sırta durmuştur. Hatta evleri de yan yanadır. Dostoyevski de bütün hayatım bu soruya cevap aramakla geçti der. Son kitabı Karamazov’un sövmeler adındaki bölümünü coşkuyla yazdığını, ama Hristiyanlık konusuna gelince günlerce yazacak bir şey bulamadığını söyler. Yani demek istediğim son kitabında bile Tanrı’yı bulmak için çabalar haldedir.
Örgüt üyeleri, Şatov’un yakın zamanda kendilerini ihbar edeceğini düşünür. Daha doğrusu Pyotr Stepanoviç hücresini buna ikna eder. Aslında ihbar etme gibi bir durum yoktur. Örgüt üyelerinin (beşli hücrenin) birbirine ve dolayısıyla devrime sıkı sıkıya bağlanması için Şatov kurban seçilmiştir. Tüm üyelerin birlikte işlediği bir cinayet onları birbirine bağlayacaktır Pyotr Stepanoviç’e göre. Ama işler hiç de beklediği gibi bitmez. Şatov’u bir gece, başını taşla ezerek öldürüp nehre atarlar, sonrasında Verhovenski hariç beş suç ortağı, hepsi akıl sağlığını kaybeder. Sonrasında polise her şeyi anlatacaklardır, Verhovenski de cinayetin işlendiği gece gittiği Moskova’da tutuklanacaktır.

Örgüt üyesi Şigalyov’un ise bir fikri vardır. Yaşamayı hak eden insanlar nüfusun 1/6 sıdır. Devrim yapıldıktan sonra 5/6 lık kısım derhal yok edilmelidir. İsteyen ne kadar düşünürse düşünsün insanlığın kurtuluşu için tek çare budur der. Aristokrat Stepan Trofomoviç ise başına gelen onca şeyden sonra şehir şehir gezerek İncil satmaya karar verir.

Bu gençlerin devrim olarak adlandırdıkları şey Rusya’nın sonudur Dostoyevski’ye göre. Kurtuluş yıkımda değil yapımdadır. Tanrı’yı öldürmeye meraklı bu gençlere en iyi cevabı Şatov karakteri ile verir. Tanrı’ya inanıyor musun diye sorulur Şatov’a. “Ben Tanrı’ya değil Ortodoks Rusya’ya inanıyorum.” der. Tanrı kişisel bir meseledir, burda bahsedilen Rusya’nın ruhudur. Toplumsala çıkıldığında Hristiyan Tanrı’nın bir önemi kalmaz. Her halkın kendi Tanrı’sı vardır. Rusya’da Avrupa’dan çok farklı bir ruha sahip olan bir ülke olarak kendi Tanrı’sına sahiptir. Türkler olarak biz de Araplardan çok farklıyız. Bu yüzden de bizim ayrı bir Türk tanrısına ihtiyacımız vardır. Ruhu ayrı milletin tanrısı da ayrı olmalıdır.

Sona gelirken söylemek istiyorum ki: Lizaveta Nikolayevna karakteri ve ondan bahsedilen onlarca sayfa çok gereksiz olmuş. Sonuçta Nikolay Vsevolodoviç’in bir anlık zevk uğruna harcadığı bir kız olarak bitiriyor ve yok yere ölüyor. Stavrogin’in topal karısı için de durum aynı, o da sayfalarca boş yere anlatılıp sonra bir yangında boş yere ölüyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bunun gibi çok fazla boşa harcanmış sayfalarla dolu kitap. O sayfalar,başı çeken 4 karaktere ayrılsa eminim ki kitap Suç ve Ceza kadar ünlü bir kitap olacaktı. Mesela baktığımızda Budala romanı da böyle sonu bir şeye varmayan hikayelerle dolu ama burdan farklı olarak orda asıl konu bunu kaldırmaya müsait. Ecinniler’de ise bahsedilmesi gereken ve yine de başarıyla bahsedilmiş olan siyasi, felsefik, sosyolojik konular dolayısıyla, böyle sonu bir yere varmayan kurgulara yer yok bence. Ama yine de Orhan Pamuk gibi, benden de beş yıldız almayı başarıyor :))


Peki sonuçta Tanrı konusunda hangi karakter ve temsil ettiği düşünce kazandı? Nikolay Vsevolodoviç evinde kendini asarak intihar etti ve yenilmiş oldu. Krillov’un kendini feda edişi sonuçsuz kaldı; Şatov, Verhovenski’nin hain ve aptalca planları yüzünden boş yere öldü. Kendisi de bu yüzden Sibirya’yı boylamıştır muhtemelen. Dostoyevski acımadan çatır çatır öldürdü karakterlerini. Kazanan yoktu ama kazandırdıkları vardı. Albert Camus’un felsefinde Kirillov’un öncülüğü vardır, Nietzsche kendisinden epeyce etkilenerek Tanrı katillerinin en ünlüsü olmayı başarmıştır. Dostoyevski’nin neden Dostoyevski olduğunu en iyi şekilde anlayabileceğimiz kitaplardandır.
904 syf.
·Ne Okusam'dan
Gece ve sessizlik yeterli midir bir şeyler yazabilmek için? Ya da derinlemesine hissetmek bir kitabı, satırları? Bunlar bana yeterli olmuyor bazen. Çünkü kelimeler dökülmüyor bazen satırlara. Ne yazsam ne şekilde becermeye çalışsam da olmuyor diye düşündürüyor. Ben ise yetersiz ve önemsiz olacağını bilerek bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm artık. Çünkü bu kitabı ikinci kez ve sindirerek okuyuşumun bir tarifi olmalıydı.

Sanki sandala atladım da süzüle süzüle yol aldım, sessiz ve huzurlu bir yolculuk oldu bu ve de uzun. Diğer eserlerinde ufak tefek rastlasak da siyasi olaylara bu kitapta dönemin siyasal izleri kendini çokça ele veriyor. Çok fazla değinmeyeceğim çünkü şimdi internette araştırmaya başlayalım bu kitabı herkes her yerde aynı şeyleri yazıp da anlatmış zaten. Ben neye değineyim öyleyse?
Bunu ben de bilemiyorum. Kendimi bıraktım yazıyorum yine kendime. Ne de olsa artık yazdıklarımızın öyle pek önemi kalmadı. Zaten insan en çok kendisi için yaşamalı yazmalı öyle değil mi? Peki ya insan kendisi için neleri göze alabilir?

Oturdum dinledim karakterleri tek tek en ince ayrıntısına kadar. Sahi dedim ben hangisi olabilirim? Ama hiçbirinde kendimi göremedim. Sadece bir yandan çok övündüğüm bir yandan da derinlere gömüldüğüm empati yeteneğim ile hissetmeye, onlar gibi düşünmeye çalıştım. Hepsinin ortak özelliği dünyaya bakış açılarını başkalarında görme isteği. Bu dediğim şey kitabı okuyan diğer okurlar için ya da okuyacaklar için tuhaf gelebilir. Koskoca kitaptan bunu mu çıkardın diyebilirsiniz. Ama dediğim gibi en çok kendim için yazıyorum kendi için yaşayan Ecinniler karakterleri gibi. Tek tek hangi birinin derinliklerini anlatayım ki? Kirillov'un tanrısızlığından mı bahsedeyim yoksa Stepan Trofimoviç'in vazgeçmeden tapındığı Tanrısından mı? Hangisi doğru hangisi yanlış kazanan kim kaybeden kim? Patır patır dökülürken kitabın sonunda insanlar, geriye kalan yalanlar ve ıstıraplar oldu. Her fırsatta sevgi derdik ama nefret kaldı elimizde.

Derin bir iç çektim şu an düşündüm yazılanlardan birçoğu var etrafımızda parazit yaşamlar ucuza kaçmış söylemler yalanlar iftiralar suyu çıkmış siyasi ayaklanmalar tecavüzler kirli ilişkiler çıkarcı dostluklar insanların duyguları ile dalga geçmeler alay etmeler tuzak kurmalar ölümler say da say...Tüm bunların yanında kitabın kapağını kapatınca "eden bulur" yaklaşımı ile son sözü söylüyoruz zihnimize. Çünkü ya ölüyorlar ya hapsi boyluyorlar. Mutlu mutlu yaşayan kimseyi göremedim masum olan da kimse yok. Herkes cinleri ile yaşıyor. Onlarla yollarında ilerliyor. Herkesin cini farklı. Kimisi siyasal özgürlük için yarışan dava cinine sahip kimisi parazit bağımlı yaşam cinine. Ama öyle bir cin var ki kitap bitince sonuna ekleme yapılmış, ana karakter olan Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin'in günah çıkararak öğrendiğimiz "vicdan" cini. Bu bölüm döneminde sansüre uğradığı için kısaltılmış ancak yine de eklenmemiş, sonradan yayıncıların eklediği bölüm. Çünkü burada çocuğa tecavüz olayı var...Bu bölüm eksik ve çarpık da olsa iyiki eklenmiş dedim ben. Çünkü karaktere olan bakış açım değişti ve davranış biçimlerinin sebepleri ortaya çıkmış oldu. Ecinni kelimesi anlamını kazanmış oldu böylelikle.

Siyasetten pek bahsetmeyeyim dedim ama Pyotr Stepanoviç'den bahsetmesek olmaz. Kendi örgütünü kuran, Rus devrimini savunan bu karakterimiz ile ilgili kitabın son bölümünde yargıya varılmış olup şu alıntıyı paylaşmak istiyorum:

"Toplumun temellerini ve bu temeller üzerinde yükselen ana yapıyı sistemli bir şekilde sarsmak, toplumda bir çözülmeye ve ayrışmaya neden olmak, herkesin cesaretini kırarak insanlarda toplu bir umutsuzluk yaratmak, böylece de bu hastalıklı, çürümüş, ahlaksız ve dinsiz...- ama aynı zamanda da kendini koruyacak ve yönlendirecek yüce bir düşünceye aç- toplumu bütünüyle silkeleyerek bir anda açılacak isyan bayrağıyla iktidarı ele geçirmek."

Tüm karakterlerin ortak özelliği sanırım farkına varsalar da varmasalar da varoluş sancısıyla kıvranmaları. Dostoyevski biliyoruz ki bunu çok güzel yazıyor ve bizi kitabın içine alarak o hisleri yaşatıyor. Bu durumdan dolayı bazen içine girdiğimiz karakteri dövesiniz gelebiliyor, bazen de acıyarak sarıp sarmalayasımız... Ha bir de şunu da eklemem gerekir ki her türlü birbirleri üzerinden entrikalar üreten karakterler bir yerde toplanıp edebiyat sohbetleri ve şiir okumaları yapmayı da başardılar. Bu bölüm yine beynimizi zorladı Dostoyevski. Çelişkiler içinde kavrulduk.

İncelemeyi burada sonlandırırken Albert Camus 'un bu kitabı tiyatroya çevirip aynı isimle yayınladığını ve kitabın özeti niteliğinde olduğunu da belirtmeliyim. Herkese hayırlı cinler dilerim.:)
904 syf.
·18 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ailesiyle birlikte hâlâ yurtdışında bulunan Dosto, Ebedi Koca'yı teslim etmesinin hemen ardından, edebiyat hayatının belki de en büyük yapıtı olmaya aday olan ve kafasında beş roman olarak tasarladığı "Büyük Bir Günahkârın Hayatı" için kolları sıvarken, eşi Anna'nın üniversitede okuyan kardeşi Snitkin'in yanlarına gelmesiyle birlikte üniversitedeki gençler arasında hızla yayılan yeni düşünceler ve özellikle nihilizm akımlarından geniş ve detaylı bir şekilde haberdar olur. Ancak, yeni düşüncelere karşı siyasi bir yergi olan Ecinniler'i yazmaya karar vermesinin en büyük nedeni, Snitkin'in de büyük bir hayranlık beslediği öğrenci İvanov'un, Neçayev ve dört adamı tarafından öldürülmesidir.

Ecinniler'in çıkış nedeni belli olsa bile sadece yazılmasına neden olayın çevresinde yükselen bir yapıya sahip değil. Dosto, Öğrenci İvanov'un öldürülmesini anlatırken bir yandan da bu kitap nedeniyle kenara bıraktığı Büyük Bir Günahkârın Hayatı'nın belli bir kısmına, geçmişten beri kafasını kurcalayan düşüncelere, sorunlara ve çekişmelere de bu kitapta yer vermiştir. Suç ve Ceza ile direkt olmasa bile dolaylı bağlantılar da mevcut. Ecinniler'de de tıpkı Budala'da olduğu gibi gereksiz uzatmalar, gelişime ve sonuca zerre etki etmeyen bazı karakterler ve olaylar sık şekilde bulunuyor. Mevzubahis sorunun Dostoyevski'de nedeni belli. Öte yandan Dosto'nun romanlarında konudan ziyade karakterler ve temsil ettikleri fikirler önemlidir. Pürdikkat odaklanılması gereken bana göre dört karakter var. Bu dört karakter ve temsil ettikleri düşünceler kavranıldıktan sonra, okur kitaptan yer yer aşırı kopsa bile anlatılmak istenen noktaların kaçırılmasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu karakterler: Stavrogin, Pyotr Verhovenski, Şatov ve Kirillov.

Ecinniler'in yazılma kararı sonrası bir kenara bırakılan ama bir kısmının da bu romana adapte edildiği Büyük Bir Günahkârın Hayatı projesinden ve Dosto'nun dini inancından bahsetmekte fayda var. Dostoyevski'de muhteşem bir bağnazlık örneği sayılabilecek İsa inancı mevcuttur. Bu romanda da geçen bir cümle, Sibirya dönemlerinde Dostoyevski tarafından bizzat kurulmuştur. Dosto, İsa diye birinin olmadığı net ve kaçınılmaz şekilde kendisine kanıtlansa bile İsa'ya inanmaya devam edeceğini söylemiştir. Anlaşılacağı üzere inancında zerre düşünce, mantık ve altyapı yoktur. Her şeyi geçtim, teoloji kökenli bir inanca bile sahip değildir. Zaten inancının herhangi bir temelden yoksun olması Dostoyevski'yi hayatı boyunca yoran ve aşırı zorlayan bir soruna neden olmuştur. Acaba kendisi tanrıyla birlikte olan bir İsa'ya mı yoksa tanrısız bir İsa'ya mı inanmaktadır? Bu sorun önemli. Çünkü romanda her iki seçenek de iki karaktere yüklenilmiştir.

Büyük Bir Günahkârın Hayatı'nda ise kendi hayatına ve düşüncelerine geniş ölçüde egemen olan bir sorunu ele almayı planlar: Tanrının varlığı. Planladığı eserinde bir ateist inanç yoluna girip girip çıkar. İkinci kitapta ise manastırda yaşayan bir ermiş baş karakter olacaktır. Dosto'nun, Ecinniler'in kitaplaşmış hâlinde göremediği, sonradan dahil edilen ek bölümünden anlaşılacağı üzere ateist Stavrogin, ermiş ise Tihon'dur. Bu ek bölüm olmadan Stavrogin hakkında fikir yürütmek imkansız. Çünkü karakter tam bir muamma. Çevresine ve ailesine karşı davranışları Raskolnikov'u andırsa bile ek bölüm olmadan düşünce anlamında direkt bir bağlantı kurmak zor. Stavrogin ve Raskolnikov arasındaki ortak nokta her ikisinin de birer kural yıkıcı olmasıdır. Ama Dosto iki karakter arasındaki farkı çok güzel özetler: “Raskolnikov, inandığı vakit, inandığına inanıyor. İnanmadığı vakit de, inanmadığına inanıyor. Stavrogin, inandığı vakit, inandığına inanmıyor. İnanmadığı vakit de inanmadığına inanmıyor.”

Verhovenski karakteri büyük ölçüde Neçayev üzerinden kurgulansa bile Petraşevski grubundan bazı isimlerin izlerini de taşır. Çarlık karşıtı, devrim yanlısı olan ve Dostoyevski'nin çizdiği portreye göre yeni fikirlerin karşılığı olan bu karakter özünde iktidar düşkünü bir karakterdir. Derdi toplum değil yeni düzende elde edeceği güçtür. Düşünce öldürülecek, aşk ve neden olduğu aile bitirilecek dolayısıyla mülk isteği de bitirilecektir. Bu dönüşüm sırasında ona göre ve tabii ki Dosto'nun yeni düşüncelere bakış açısına göre aslında öldürülecek tek şey dindir. Dünyanın sahibi tekrar insanlar olacaktır. Ancak Dosto'ya göre Verhovenski karakterinin bile kendinden daha yüksek bir güce boyun eğme ihtiyacı vardır. Verhovenski'nin boyun eğeceği yüksek güç ise Stavrogin karakteridir. Sibirya sonrası çarlığa ve İsa'ya inancı tavan yapan Dosto, tüm yerleşik fikirlerinin karşıtlıklarını bu karaktere yükler.

Şatov karakteri ise gerçekte Neçayev tarafından öldürülen İvanov'dur. Cinayetin işlendiği yere çağrılma sebebinden tutun, öldürülme şekli ve cesedinin yok edilmesine kadar birebir benzerlik gösterir. Çocuğu olduğunda girdiği hâl ve durumlar Dostoyevski'nin hayatına aittir. Düşünce anlamında da Dostoyevski'ye en çok benzeyen karakter heralde Şatov'dur. Hayatı boyunca Dosto'nun kafasını en çok kurcalayan iki seçenekten biri olan 'tanrı ile birlikte olan İsa' seçeneğini karşılayan karakterdir. Tıpkı Dostoyevski'nin Petraşevski grubuna katılması gibi Şatov karakteri de farklı fikirlere kapılmış, bir gruba girmiş ve pişman olmuştur. Dosto'nun sosyalizme bakış açısında olduğu gibi, Şatov'a göre de sosyalizmin karşılığı ateizmdir. Şatov'a göre en güçlü ulus kendine özgü tanrıyı arayan ve bulandır. Diğer uluslarla ortak bir tanrı kabul edilirse bu ulusun gerileyişi ve yok oluşu olur. Bu nedenle, çare Rusya, der Şatov. Ee Avrupa ile ortak tanrıya sahip değiller mi, sorusu akla gelse bile, Dosto'nun taşıdığı en büyük inançlardan birisi de Avrupa'nın hıristiyanlığı medeniyet eşliğinde kirlettiğidir. Dosto'ya göre İsa inancının bozulmadığı ve kurtarıcı payesi biçilebilecek tek yer biricik Rusya'sıdır.

Son olarak da Dostoyevski'nin tüm romanlarında bulunan sayısız karakterler arasında zirveyi zorlama potansiyeline sahip olan Kirillov'a gelelim. Yan karakter olarak tasarlanmasına rağmen tüm karakterleri bana göre ezip geçen Kirillov. Bir ateist olan Kirillov'a göre eğer şayet tanrı olsaydı her şey onun buyruğu neticesinde olurdu. Kendisi onun buyrukları hariç hiçbir şey yapamazdı. Eğer yoksa kendi iradesini ve bağımsızlığını kanıtlamanın tek yolu kendi yaşamına son vermesi gerektiğidir. Hayata nasıl girdiğine karar veremese bile nasıl çıkacağına kendisi karar verdiği ve uyguladığı an tanrı kendisi olacaktır. Dosto'nun tüm hayatının en kritik sorunundaki diğer seçenek, yani tanrısız İsa seçeneğinin karşılığı Kirillov'dur. Kirillov tanrıyı kesinlikle reddetse bile İsa inancı onda tastamam durur. Tıpkı İsa'nın çarmıha gerilmesi, insanlık adına kanını dökmesi gibi o da kendini çarmıha gerip, kanını dökerek diğer insanlara kapıyı açan kişi olacağını düşünür. Dosto'nun hayatı boyunca cebelleştiği en büyük sorunundaki iki seçeneğe denk düşen Şatov ve Kirillov karakterlerinin, Amerika'ya gidip sırt sırta uyuması ve Rusya'ya döndüklerinde bile dip dibe oturması da hoş bir ayrıntı olmuş. Son olarak Kirillov'dan şu alıntıyı da bırakayım:

#75656372




Ecinniler romanı o dönem için pek bir şey ifade etmediğinden feci şekilde topa tutuluyor. Ancak yazıldıktan birkaç on yıl sonra bu romanın gelecekte olacaklar hakkında kehanet niteliğinde doğrular içerdiği anlaşılabiliyor. Ecinniler, iyi bir psikolog olan Dosto'nun öte yandan iyi bir sosyolog olduğunun da kanıtıdır.
703 syf.
·9 günde·10/10 puan
Dostoyevski’nin 1871 yılında tamamladığı Cinler romanı okuduğum ağır bir kitap oldu. Ağır olmasının nedeni siyasi olması ve içerdiği mesajlar. Bu kitabı okumayı düşünüyorsanız yazarı ve dönemi hakkında kesinlikle bilginiz olmalı, ayrıca siyasi bilginiz de elbette olmalı yoksa anlamak zor oluyor.

Dostoyevski kitaplarında dini illa ele alır ve sürekli diyaloglar soru cevaplarla din hakkında bir takım iğnemeleri olur. Rus toplumunun inançlarını analiz eder ve değerlendirir bu konu hakkında açıklık getirir, tabi bunu çoğu zaman doğrudan değil dolaylı yoldan yapar. Dostoyevski'nin okuduğum yedinci kitabı ve bazen düşünüyorum da acaba Dostoyevski'nin inanç/Tanrı konusunda çözemediği bir şey olabilir mi?..

Orhan Pamuk'un dediğine göre: "O zamanlar Rusya’da pek moda olan ve bugün yarı anarşist, yarı liberal diyebileceğimiz Nihilistlere (Hiççilere) öfke duyuyor, onların Rus geleneklerine düşmanlıklarına, Batıcılıklarına ve dinsizliklerine karşı alaycı bir siyasal roman yazıyordu” (Dostoyevski, 2000, s. 10). Gençlerde baya yaygınlaşmış olan bu Nihilistlere Dostoyevski çok karşı çıkmış, zaten kitabında diyaloglarda bunu çokça belirtir. Bu Nihilist 'Babalar ve Oğullar' romanında çıkmış deniliyor. Dostoyevski kitabın yazarı olan İvan Turgenyev'yi sorumlu tutmuş çünkü bu romdan sonra gençler Nihilistliğe yöneliyor. (Bu arada Nihilist 'Hiç' liktir.) Kitap elbette Nihilistliği içeriyordu.

Dostoyevski romanları denildimi elbette bilinç ve psikoloji akla gelir. Diyaloglarla beraber kahramanların bilinçleri başlar.

Kitapta elbette bir olay var ancak burada önemli olan kitabın anlatıklarıdır yani şöyle desek daha doğru olur 'yazarın bir şeyleri göstermesi' dir.

(Sosyalizm, din, Nihilist, yönetim vs. konular olan siyasi bir kitap ona göre okuyun.)

Bu kitaba inceleme yazmak elbette haddime değil çünkü bu kitaba inceleme yazmak iyi bir donanım gerektiriyor. Ben sadece şuna dikkat çekmek istiyorum, Dostoyevski okuyun, okutturun çünkü değerli yazarın ne kadar zeki, başarılı ve gerçekçi olduğunu bu kitapta daha iyi anladım. "UYANMAK/UYANDIRMAK İÇİN OKU/OKUT"

"Evet sevgili okuyucum, elveda! Elveda, okuyucum." (s. 474)

Keyifli okumalar sevgili okurlar. :))
904 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Şunu söyleyeyim bu kitap ciddi manada psikoloji bozuyor ama amaç zaten bu. ''Goşist'' tarzda, azınlık tarafından yapılacak siyasi komplo ve cinayetler düzeni yıkar ama daha iyi bir düzeni getirmez fikri var. Tamam da nereden geldi yazarın aklına bu hikaye örgüsü derseniz sizi hemen Neçayev ile tanıştırayım. 1847'de doğan bu kişi bireyi ve toplumu yadsıyan, kimilerine göre nihilist, kimilerine göre anarşist, kimilerine göre öfkesini kusabileceği bir yol arayan ve bunun için de kitleleri manipüle etmeyi sevip her türlü şiddet eylemini meşrulaştıran bir kaçık. Kitabın baş karakterlerinden Pyotr Stepanoviç Verhovenski de Neçayev'i temsil ediyor. Nitekim Neçayev'i bildiğimden ötürü bu kitabı aldım ve hiç pişman olmadım. Neçayev'in devrime ihanet ettiği gerekçesiyle öldürdüğü üniversite öğrencisi de bu kitapta anlatılıyor ve hakikaten ürpertici.

Peki Dostoyevski nihilistleri, Batıcıları, ütopikleri eleştirirken haklı mı? Ülkelerdeki muhafazakar tarzda siyasi yaklaşımı benimseyenlerin anlamadığı nokta şu: Dışarıdan ithal edilen fikirler, zaten içeride fikir çıkabilecek siyasi ortam olmamasından kaynaklı. Muhafaza edilen düzen devam etsin diye ket vurulan fikirler, insanları hazır fikirlere konmaya itiyor. Suç kimde? Ayrıca hastalık derecesindeki fikirlere sahip insanlar, zaten o ilerici hamlelere karşı olanların muhafaza etmek istedikleri bozuk yapının içinden çıkıyor. Örneğin kilisenin baskısı, ülkeyi yöneten bir kaç kişiye hizmet eden kurumların insanları dışlaması buna yol açıyor. Hal böyleyken yenilikçileri eleştirirken hala hakim kurumlara sarılmak anlamsız. Mesela Raskolnikov sonunda dine dönmüştü. Bu kitapta da Stepan Trofimoviç Verhovenski son bölümde dine dönüş sinyalleri veriyor. Peki herkesi mutlu edemeyen, yıkıcı, Tanrısal mertebeye ulaştırılan ideolojiler tehlikeli de toplumun pek azına mutluluk sağlayan zenginlerin dini çok mu meşru? Tanrı mertebesine ulaşarak her alanı kontrol eden sermayedarlar çok mu insancıl?

Ayrıca kitaptaki Kirilov karakterinin intihara dair fikirleri de çok çarpıcı. Üzüldüğü, acı çektiği, başka yol kalmadığı için değil, özgür olmak amacıyla, korkuyu öldürüp Tanrı olmak maksadıyla intihar etme felsefesi okunmalı.

Son olarak kitaptaki Karmazinov, Turgenyev'i temsil ediyor ve eleştiriliyor. Ecinniler isminden kasıt içine şeytan girmiş anarşistleri tanımlamak. Yıllar sonra Le Guin o anarşistler şeytan değil hiçbir şeyleri olmayanlar diyecek ve Mülksüzler kitabını yazacak. İyi okumalar.
« Kitap ciltlemekse kitaba saygının belirtisidir, yalnızca kitap okumayı sevmenin değil, kitap okumayı bir uğraş kabul etmenin belirtisidir. »
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 729 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
« Olacak şey mi! Yangın zihinlerde, evlerin çatılarında değil. »
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 650 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
« Bu neyin umutlanması böyle! Ah ne alçak ne aşağılık bir yaratık şu insanoğlu! »
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 726 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
« -Daha açık konuşamaz mısınız?
Adam diyorsunuz! Ama hangi adam belli değil. Dilbilgisinden habersizsiniz.
-Bu, dilin ruhunda olan bir şeydir Marie »
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 729 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
« Aslında şöyle bir gözlemim var: Gündüzleri insanın Tanrı’ya inancı sanki biraz kayboluyor. »
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 501 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
« Böylesine ekşi bir dille konuşmak sizin için de zor olmalı? »
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 657 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cinler
Baskı tarihi:
Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
823
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517860
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Cinler, Rus toplumunu bekleyen çalkantıları seneler öncesinden sezebilmiş Dostoyevski’nin, gerçek bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı siyasi romanıdır.

Bir taşra gölünde, infaz edilmiş bir adamın cesedi bulunur. Bu genç adamın öldürülme nedeninin uzaklaştığı devrimci örgütten ayrılmak istemesi olduğu sonradan anlaşılır. Dostoyevski’nin 1869’da gerçekleşen bu olaydan esinlenerek yazdığı Cinler’de, Çar’ı devirmeyi ve devleti ele geçirmeyi amaçlayan bir siyasi örgütün içindeki aydınların, sosyalistlerin, anarşistlerin, tanrıtanımazların resmini çizer. 19. yüzyıl sonu Rusyası’nı kasıp kavuran şiddet çığırtkanlığına karşı bir haykırış niteliğinde olan bu başyapıt en iyi siyasi romanlardan biri olarak kabul edilmektedir.

“Dostoyevski’nin Cinler’i devrimci bir komplodan esinlenerek yazılmış en iyi romanlardan biri.”
JOSEPH FRANK

Kitabı okuyanlar 2.513 okur

  • İbrahim Abanoz
  • Şükrü Recep Öztürk
  • salih ekiz
  • Engin Bolat
  • shnftm
  • Engin Deniz
  • Musa önen
  • Fahrettin saruhan
  • Arda Keskin
  • Ömer Faruk Çelik

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.7 (21)
9
%1.5 (12)
8
%0.4 (3)
7
%0.3 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0.1 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları