"Cenab-ı Hakk'ı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden, neyi kazanır?"
"Onu bulan herşey'i bulur; Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur."
Soğuk ve kasvetli bir kasım sabahı Bastian Balthasar Bux isimli on, on bir yaşlarında, ufak, tombul bir oğlan Bay Koreander'in kitabevine girer. Geçirdiği vakit içerisinde bir ara fırsattan istifade ederek dışı bakır rengi ipten, sağ sola çevrilince ışıldayan, üstünde iki yılanın -biri açık biri koyu- birbirlerini kuyruklarından ısırdığı, içindeki yazıları iki ayrı renkte olan Bitmeyecek Öykü isimli kitabı çalar. Bastian işlediği suçun farkında olarak kendini yeni bir geleceğe hazırlar. Fakat bundan önce o kitabı okumalıdır. Kendini okulunun çatı katına kilitler ve hayatını değiştirecek olan Öykü'yü okumaya başlar...
(Spoiler)
Yazarlık yetenektir. Bunu bilirdim fakat bu hakikati net bir şekilde bu kitapta iliklerime kadar hissettim.
Hayal gücü yetişkinlerde çocuklara göre daha mı azdır?
Bu kitapla beraber fark etmeden evvel evet derdim. Fakat uzun uzun düşünmediğimi de fark ettim. Esasında çocuk kitaplarını yazanlar yetişkinler değil midir? Onların hayal dünyasını zenginleştiren?
Bir insanın harfleri böyle ustaca kullandığını ilk defa gördüm diyebilirim. Yazarımız harflerle oynamış resmen:
"Düşünecek olursan, dünyadaki tüm öykülerin temelde yalnızca yirmi altı harften oluştuğuna sen de hak verirsin. Harfler hep aynıdır, bir araya gelişleri değişir yalnız. Harflerden sözcükler oluşturulur, sözcüklerden tümceler, tümcelerden paragraflar, paragraflardan da öyküler." (Sayfa 435)
Özellikle, bu harfleri kullanarak oluşturduğu isimler beni benden aldı. Her yeni isim beni mest etti. ( Blubb, Ückück, Wuschwusul, Pjörnrachzarck, Fantazya, Atreju, AURYN, Morla, Ygrammul, Fuchur, Engywuck, Uyulâla, Gmork, Lirr, Baureo, Schirk, Mayestril, Goab, Sıkanda, Graögramân, Yika, Querquobad, Murhu, Amargânt, Xayide, Yskalnari, Aiuola, Yor, Schlamufflar...)
Momo'nun yazarı olduğu
Bitmeyecek ÖyküMichael Ende · Kabalcı Yayınevi · 20092,665 okunma
Her gün sayıya gelmeyecek kadar görüntünün dijital atmosfere salındığı, sanalın gerçekliği pek çok yerinden kırıp parçaladığı bir dünyada, gözlerimiz bizi her gün daha fazla yanıltmaya müsait hale geliyor. Zihnimizi iş görür kılacak anlamları tereddütsüzce oluşturmakta güçlük çekiyoruz. Çoğu zaman baktığımız yer, asıl görmemiz gerekenleri örten bir perde oluyor, bizi gerçeklerden daha da uzağa düşürüyor. Bir yanımızla bakar körleriz artık, bir tarafıyla bir körleşme çağının insanları...
"İstiyoruz ki bize emirler veresin, bize komuta edesin, bir şeylere zorlayasın bizi, bize bir şeyleri yasaklayasın! Varlığımız bir şeye yarasın istiyoruz!"