"Cenab-ı Hakk'ı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden, neyi kazanır?"
"Onu bulan herşey'i bulur; Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur."
Göbeklitepe deyince aklıma hep küçükken sinemasına gittiğim Rafadan Tayfa 2: Göbeklitepe gelir. Bende nasıl bir etki bıraktıysa artık... Çok sevmiştim o filmi ve şimdi bu kitabı okuyunca çok
Labirent serisinin ek kitabı olduğunu duyunca çok heyecanlanmıştım ve bu aralar okumak nasip oldu. Çok sevdiğim bir seriyi yan kitap olsa bile tamamlamak istedim ve pişman da olmadım. Zaten
James Dashner'in anlatım tarzından ve hayal gücünden bahsetmiyorum bile.
Bu kitabın Covid-19 döneminde yazılması ise kitaba olan ilgimi arttırdı. Çünkü virüs çıkmadan önce virüsle ilgili şeyler yazmak ve ortaya bir virüsün çıkması kitabı ilginçleştirip merak ettiriyor bence.
Serinin bir önceki kitaplarında olduğu gibi karakterlerin hissettiklerini net bir şekilde hissettim. Newt'in Thomas ve Minho'ya söyledikleri beni çok üzmüştü ama Newt'in açısından bakınca ona hak verdim ve benim de canım acıdı.
Kitabın favori karakterimin ağzından anlatılması ve Newt'in delirmeden önce bir amacının olması çok güzeldi. Keisha ve ailesini beklemiyordum...
Genel olarak kitap bana seriyi okurkenki o atmosfer ve havayı verdi. Fakat kitabın kapağı seriye göre çok karanlık kaçmış ve bence içeriğini çok yansıtamamış. Kapağı dışında ben kitabı sevdim ve seriyi beğenenlere de öneririm.
Soğuk ve kasvetli bir kasım sabahı Bastian Balthasar Bux isimli on, on bir yaşlarında, ufak, tombul bir oğlan Bay Koreander'in kitabevine girer. Geçirdiği vakit içerisinde bir ara fırsattan
BÜYÜLENDİM!
Ben her zaman bir serinin son kitabının gereksiz ve eksik eklemelerle dolu olduğunu düşünür ve son kitabında hayal kırıklığına uğrardım. Ama bu kitap bambaşkaydı. Serinin en sevdiğim
Kitap EFSANEYDİ. Kesinlikle böyle bir şey beklemiyordum... 18 yıldır hapis yatan Alexandre Manette 18 yıl sonra kızı Lucie Manette'ye Mr.Lorry ve Defarge sayesinde kavuşur. Aklı yerinde değildir