“Bizim için hüküm hep aynıdır. Kısa bir hükümdür; beklediğimiz ve inanmadığımız bir hüküm. Yalnız bizim için çıkarıldığını sandığımız, oysa sayısız kopyası olan ve ayrıntılara inmeyen bir hüküm.”
Peşinden koştuklarıma değer mi bilmiyorum. Ulaşmaya çalıştığım yerin iyi olduğunu kimse söylemedi. Oradan bazı insanları tanıyorum aslında orası iğrenç bir yer farkındayım.
Çok şey bilmek kafamın içini acıtıyor. Ve düşündükçe delirdiğim bu acımasız sistemin içinde yanlışlıkla bile başarılı olmak istemezdim. İnsan kendisine tepeden bakmamalı çünkü.
Fakirlik insanı daha da fakirleştiriyor ve sistem hepimize kumar oynatıyor. İnandırıyor, umut veriyor, vaad ediyor. “Daha iyi bir refah düzeyi istemez misiniz?” diye soruyor bir kadın ılık sesle.
Beton yığınınızı ya da teneke parçanızı beğenmiyor musunuz? Bize ruhunuzu satın…
Martin… Ruhunu, duygularını, vicdanını, masumluğunu beş paraya satan beş parasız adam.
Sistemin içinde delirmiş sağa sola çarparken ona gülmekten dört köşe olmuş takım elbiseli adamlar kadar salak olmayı isterdi bence.
Ruhunu ortaya atıp sistemle kumar oynama! Mucizelere inanma! diye bağırsaydım kulağının dibinde.
Çünkü zaten nereden geldiysen hep oraya ait olacaksın.
"Sen en fazla çukurun dibindeki pislikten yukarılara tırmanmış bu kaba saba oğlanın, sınıf hakkında yargılarda bulunmasına, onu bayağı olarak nitelendirmesine şaşar, eğlenirsin."