Herkesin kendi mahrem sefaletinden kaçmak için haklı nedenleri vardır ve hepimiz bunu başarmak için koşulların içinden çekip çıkardığımız şu ya da bu kurnazca yola başvururuz. Ne mutlu kerhaneyle yetinebilenlere!
‘’Sırıttık birbirimize, çölde susuz kaldıktan sonra yolda bir şişe şarap bulmuş, o da ekşi çıkınca dilini bile değdirememiş iki eski kafadar gibi. Kolumu uzattım ona, birlikte çıktık yolculuğa, kol kola...gecenin sonuna doğru...bizim gecemizin...’’
Gerçek yol arkadaşlarımızı yitirmişiz. Üstelik, henüz iş işten geçmeden, doğru soruyu, esas soruyu da soramamışız onlara. Onların yanındayken bilememişiz. Yitik insan. Zaten her zaman geç kalmaz mıyız?