Ben sana rehber değil, ancak yoldaş olabilirdim, fakat yolu ikimiz de bilmiyorduk ve birbirimize yük olmaktan, birbirimizi şaşırtmaktan başka bir şey elimizden gelmiyordu.
Derken, müritlerden biri "Yalnızım üstat," dedi,
"saatlerin nalları göğsümü ezip duruyor."
El Mustafa ayağa kalktı ve ortalarında durdu; şiddetli bir rüzgarın sesine benzeyen bir sesle konuştu:
"Yalnız! Ne var ki bunda? Yalnız geldin ve yalnız kaybolacaksın sis içinde.
İç öyleyse kadehinden yalnız ve sessizce.
Verecek kimse bulamayan bir zenginin kederi
Daha ağırdır elleri boş bir dilencinin acısından
Bir körkuyu olaydım keşke insanların taş attığı;
Buna katlanmak yeğdir canlı bir kaynak olmaktan
Gelip geçenler suyundan içmedikçe.
Ayaklar altında çiğnenen bir saz olsaydım keşke,
Daha iyi olurdu bu, gümüş telli lir olmaktan
Ev sahibi parmaksız,
Çocukları sağır olan bir evde.
Dostum, kim seni konuksever olmamakla suçlayabilir, evinin önünden geçip de kapını çalmıyorsa?
Kim seni sağır ve dikkatsiz yerine koyabilir, senin anlamadığın bir dille sana sesleniyorsa?
Senin çirkinlik dediğin şey, senin hiçbir zaman ulaşmaya çabalamadığın şey değil midir, senin hiçbir zaman girmek istemediğin yürek değil midir?
Eğer çirkinlik varsa, gerçekte, gözlerimizi kapatan kabuklardan ve kulaklarımızı tıkayan balmumundan başka bir şey olamaz.
Bir ruhun kendi hatıraları karşısında duyduğu korkudan başka hiçbir şeye, dostum, çirkin deme!