Yine de Proust’un eserlerinde bile bir erkeğin kadınlar hakkındaki bildiklerinin, tıpkı bir kadının erkekler hakkında bildikleri gibi korkunç derecede sınırlı ve eksik olduğu aşikârdır.
Ve dolayısıyla “temel duygular”, “insanlığın ortak yönleri”, “insan kalbinin derinlikleri” tumturaklı cümlelerimi ve dışardan ne kadar zeki görünsek de içinizde çok ciddi, çok derin ve çok insancıl olduğumuza dair inancımızı destekleyen tüm o diğer cümleleri ortaya sermemi imkansızlaştırıyordu. Aksine bana, insanın ciddi ve derin ve insancıl olmak yerine -ki bu düşünce çok daha az cezbediciydi- sadece tembel zihinli ve üstelik tutucu olduğunu hissettiriyordu.
16. yüzyıldan 19.yüzyıla, 19.yüzyıldan 21. yüzyıla yazmak kadın için hala aynı derece ürkütücü kalmış olsa gerek ki ben blog hesabımı hiçkimseyle paylaşamadım. Yazdıklarımı yine sadece ben okuyorum.
zeynep
@Zynpgldn
·
İnsan, yazmaya büyük yatkınlığı olan bir kadının bile kendisini kitap yazmanın gülünç olacağına ve hatta onu akılsız göstereceğine inandırmış olduğunu öğrendiğinde, bir kadının yazmasına karşı yaygın direnci ölçebiliyor.
21. yüzyılda bir kadın ruhsal doğumunu besteliyor, konuşarak anlatamadıklarını notalarla aktarmak istiyor ancak insanlar sanatını eleştirebilecek entelektüel birikimde olmadıkları için kıyafetine ve kişisel tercihlerine göre yargılamaya devam ediyor.
“Tarih kendini tamı tamına tekrar ediyor.”
youtu.be/b-5Zi8YQbG8
zeynep
@Zynpgldn
·
İki yüzyıl sonra Johnson vaaz veren kadınlar hakkında aynı cümleyi tekrarlanmıştı. Ve bu noktada müzikle ilgili bir kitap açarak, bu yıl, 1928’te yine aynı kelimeler bu kez beste yapmaya çalışan kadınlar için kullanılıyor dedim. “İnsan, Dr. Johnson’ın bir kadın vaiz ile ilgili düşüncesini, onun kullandığı kelimeleri müzik terimleriyle değiştirerek Matmazel Germaine Tailleferre hakkında yineleyebilir. ‘Beyefendi, bir kadının beste yapması bir köpeğin arka ayakları üstünde yürümesine benzer. İyi yapılmamıştır ama yapılmış olduğuna şaşırırsınız” Tarih kendini tamı tamına tekrar ediyor.