Kitabı henüz bitirmiş duygu ve düşüncelerim tazeyken paylaşayım. Öncelikle hikayenin Ankara’da geçiyor olması klasik İstanbul romanlarının yanı sıra eğer Ankara’da yaşıyorsunuz kendinizi daha kolay olay örgüsünde hissetmenizi sağlıyor. Romanda bahsedilen mekanların (hepsi bildiğim ve araştırdım) kadarıyla gerçek. Okurken yer yer yazarın kendisini hangi karakter olarak yansıttığını merak ve hayal ettim. Daha sonra yazarın aslında birçok karakterde kendinden izler barındırdığını hissettim. Bu kitapta en sevdiğim şey bütün karakterlerin başrol imişçesine ayrı ayrı ele alınışı ve olay örgüsü tamamlandığında herkesin açısından hikayeyi görebilmenizi sağlaması oldu. Her ne kadar başlarda hayatın içinden bir karakter olan Zümray’ın birkaç noktada gerçek olamayacak kadar abartılı disiplin tasviri karakteri gerçek olmaktan benim nezdimde uzaklaştırmışsa da zaten olayların izlenişi bunu gözardı ettiriyordu. Romanın sonunda meydana gelen olayda ciddi bir mantık hatası dışında genel olarak kitabı çok beğendim. Gerçek olamayacak kadar kötü ve gerçek olabilecek kadar kötü hikayeleri anlatıyordu.
Kırmızı SalonMustafa Enes Ardıç · Maruzat Yayınevi · 202012 okunma
Bana en çok dokunan, suçlu olsam da olmasam da her zaman bir çeşit tabiat kanununa uyar gibi, herkesten önce kendimi suçlu görmemdi. Bu, ilkin çevremde herkesten akıllı olmamdan ileri geliyor.
Şimdi bir yandan köşemde pinekliyor, bir yandan da acı, faydasız, bir teselliyle avunuyorum: Zeki insanlar bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır.