İnsan, yazmaya büyük yatkınlığı olan bir kadının bile kendisini kitap yazmanın gülünç olacağına ve hatta onu akılsız göstereceğine inandırmış olduğunu öğrendiğinde, bir kadının yazmasına karşı yaygın direnci ölçebiliyor.
İki yüzyıl sonra Johnson vaaz veren kadınlar hakkında aynı cümleyi tekrarlanmıştı. Ve bu noktada müzikle ilgili bir kitap açarak, bu yıl, 1928’te yine aynı kelimeler bu kez beste yapmaya çalışan kadınlar için kullanılıyor dedim. “İnsan, Dr. Johnson’ın bir kadın vaiz ile ilgili düşüncesini, onun kullandığı kelimeleri müzik terimleriyle değiştirerek Matmazel Germaine Tailleferre hakkında yineleyebilir. ‘Beyefendi, bir kadının beste yapması bir köpeğin arka ayakları üstünde yürümesine benzer. İyi yapılmamıştır ama yapılmış olduğuna şaşırırsınız” Tarih kendini tamı tamına tekrar ediyor.
Dünya kadına, erkeklere dediği gibi “Yazmayı seçersen yaz, benim için fark etmez” demedi. Dünya kahkahalarla boğularak şunu dedi: “Yazmak mı? Senin yazmandan ne çıkar?”
Nihayet -çünkü çok gençti, gri gözleri ve yuvarlatılmış kaşlarıyla yüzü garip derecede Shakespeare’e benziyordu- oyunculardan sorumlu müdür Nick Greeene ona acıdı; Judith bu beyefendiden hamile kaldığını öğrendi ve böylece -bir kadın bedenine sıkışmış ve dolanmış bir şair kalbinin hareret ve şiddetini kim ölçebilirdi ki- bir kış gecesi intihar etti; bedeni şimdilerde otobüslerin durduğu Elephant ve Castle’ın önündeki kavşağın altında yatıyor.