Çok sevin beni! Öylesine gereksinimim var ki buna! Beni şöyle avutun, beni böyle okşayın!’ Bakın, sizi iyileştirmeye çalışacağım; belki de bir şenlikte, iki kuruş karşılığında, çok da uzaklara gitmeden buluruz bunun yolunu.
İnsanların en bayağısı, en yalnızıyım, aşktan da dostluktan da yoksunum, en ilkel hayvandan bile geriyim bu konuda. Ama ben de ölümsüz Güzelliği anlamak ve duymak için yaratıldım! Ah! Tanrıça! Kederime ve taşkınlığıma acı!
Söyle, anlaşılmaz adam, kimi seversin en çok, ananı mı, babanı mı, bacını mı, yoksa kardeşini mi?
“Ne anam var, ne babam, ne bacım, ne de kardeşim.”
“Dostlarını mı?”
“Anlamına bugüne dek yabancı kaldığım bir sözcük kullandınız.”
“Yurdunu mu?”
“Hangi enlemdedir, bilmem.”
Geceleri ise, acımasız ve katı
Gözlerimi dikince yüksek yıldızlar döşeğime ,
Üşüyerek büzülürüm ve görürüm dehşetle,
Kendi yüreğim kendime nasıl yabancı.