İnsan yaşam yolunda ilerlediğinde, şiddetli fırtınaların içinden geçtiğinde, güneşin tadını çıkardığında ve çevresindeki onlarca hortumun arasında ayakta durmaya çalıştığında, hayatta kalmanın yalnızca kişinin isteğine ve kararlığına kaldığını anlıyorum.
Özellikle tüketim çılgınlığının devasa boyutlara ulaştığı günümüzde her şeyi savurganca harcıyoruz. Paramızı, zamanımızı, sevdiklerimizi, ideallerimizi, bir çok şeyi acımadan harcayarak kendi benliğimizi adeta ellerimizle nefessiz bırakıyoruz. Ne yazık ki bunun en büyük sebeplerinden birisi de çağın insanı olarak ''doyumsuz'' olmamız.
Nitelikli eğitim veremezsen, nitelikli insan yetiştiremezsin. Nitelikli insan yetiştiremezsen, nitelikli çalışma alanları kuramazsın. Nitelikli çalışma alanları kuramazsan, güçlü bir ekonomin olmaz. Güçlü bir ekonomin olmaz ise sorunlarla boğuşan, insanların huzursuz ve zor durumlarda yaşamaya çalıştığı bir ülke haline gelirsin.
Adaletsizlik İbni Haldun’un dediği gibi medeniyeti mahveder. Medeniyetin yıpratıldığı yerde ister istemez yozlaşmalar başlar. Şiddet olayları artar, haksızlıklar çoğalır. Yönetim katında yapılan adaletsizlik büyüyerek her yeri sarar. Bunun tarihte aksi hiçbir zaman olmamıştır. Çünkü sevginin, merhametin, adaletin bulaşıcı olması gibi kötülük ve adaletsizlik de bulaşıcıdır. Her şey birbiriyle ilintili bir şekilde büyür, eğer bunun önüne geçilmez ise zehir gibi bütün bir yapıyı zehirler.
İbni Haldun yönetimlerin ve devletlerin çöküş işaretlerini şöyle sıralar:
~ Yöneticilerin aykırı seslere tahammülü olmaması, baskı ve şiddeti yönetim biçimi olarak görmesi.
~ Etrafında toplananları devlet kademelerine getirmesi (Ehil olmayana iş verilmesi.)
~ Yöneticilerin bireysel zenginleşmeye gitmesi.
~ Vergilerin yükseltilmesi, keyfi uygulamalar yapılması,
~Ekonomiyi bozmak, halka haksız işler yüklemek ve haksız çalışmaya zorlamak