İhtiyar Kızılderililerin bize anlattığı, Matsaki'nin Kızıyla ilgili bir hikaye vardı. Kıza talip olan delikanlılar, bütün bir sabah boyunca kızın bahçesini çapalamak zorundaymış. Kolay
görünüyormuş: ama büyülü sinekler ve sivrisinekler varmış. Delikanlıların çoğu ısırılmaya ve sokulmaya dayanamamışlar. Fakat dayanabilen bir tanesi kızı almış."
"Çok hoş" dedi Denetçi. "Fakat uygar ülkelerde, uğrunda
çapa yapmadan kızları elde edebilirsiniz; üstelik sokan sinek ya da sivrisinekler de yoktur. Yüzyıllarca önce köklerini kazıdık."
Vahşi kaşlarını çatarak başını salladı. "Köklerini kazıdınız
Evet, kesinlikle sizin tarzınız. Katlanmayı öğrenmek yerine
tatsız olan her şeyin kökünü kazımak. Hangisi daha onurludur usumuzca, acımasız kaderin sapan taşlarına ve oklarına katlanmak mı, yoksa silah kuşanıp karşı koyarak son vermek mi dert yağmuruna... Ama siz bunların hiçbirini yapmıyorsunuz. Ne katlanıyor, ne de karşı koyuyorsunuz. Yalnzca sapan taşlarını ve okları siliyorsunuz yeryüzünden. Kolaya kaçıyorsunuz."
Ah! O sevgili ki meşalelere ışıldayarak yanmayı öğretir.
Asılı durur yanağına gecenin; öyle bir güzellik ki,
Bir Etiyopyalının kulağındaki şık küpe misali;
Kıyamazsın dokunmaya, yeryüzünde yok eşi...