Kulağım naylon bir torba gibi biçim değistirmiş , plastiğin ateşle teması gibi bir evreden geçmiş gibiydi.Sag kulagım içe doğru kıvrılmış sabaha kadar yastığa özenle tutkalla tutturulmuş gibi yapışmıştı.
Sag kulağımınn verdiği acıyla uyandım güne.Aklıma gelmeyecek kadar enteresan huylarım vardı -uyurken kulağımın üzerine yatmak- bunların sadece bir tanesi idi.
Biran önce yataktan çıkmalıydım saat 09:00 gibi iki gün öncesinden ayarladığım buluşmaya zamanında yetişmeliydim.
Ani bir hareketle kafamı pencereye çevirdim.Bir şekilde güneşin doğup doğmadığını anlamak istiyordum .Perdeler kapalı olduğu için bir varsayımda bulunamadım. Gözlerimi keskin bir ok gibi duvardaki saate yönelttim .Ama ne kadar çok saat vardı duvarda.Hepside farklı bir zaman dilimi gösteriyordu.Tam karşımdakine göre saat gece 02:00 dı ve bu durumda hâlâ uyuyor olmam gerekiyordu.
Duvardaki saat ve zaman yoğunluğu evime müthiş bir zaman kayması yaşatıyordu.
Artık harekete geçmeliydim.Ayaküstü bir şeyler atıştırıp yola koyuldum. Kol saatime göre saatin 09:00 olmasına daha yarım saat vardı.Buluşma yerine yakın bir kitapçıya girdim yarım saatte okunacak dergi , gazete vs bir şeyler araştırmaya başladım.
Elime gelen ilk dergiyi alacaktım ki karşı rafta boylu boyuna dizilmiş Haruki Murakami kitapları dikkatimi çekti.
Sanırım Murakami bunu bilinçli bir şekilde yapıyor kitapları bir şekilde dikkatimi çekiyordu.
Ama Murakami kitabı almadım yarım saat içinde o cüsseli kitapları okumam akıl kârı olmazdi. Hem de elimde taşıyamazdım.
Rast gele bir dergi seçip pembe ceket giymiş kasiyere fiyatını ödedim .
Sanırım pembe bir kasiyer için fazla yerinde olmayan bir renkti..
Kol saatime göre buluşma vaktine 5 dk kalmıştı.Dedemden önce kararlaştığımız yere geldim.
Dedemle uzun süreden beri ilk defa