Ne li vir im, ne jî li wir…
Artık alıntıları paylaşmayı bıraktım, okuduklarım sadece bende kalsın. Buraya ise sadece ara sıra bir şeyler karalamak için uğrayacağım.
Bu ülkenin en büyük trajedisi, her felaketi bir anlık şok olarak yaşayıp, birkaç gün sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebilmesidir. Hafızamız, bir sonraki vahşete yer açmak için en taze acıları bile hızla çöpe atan birer öğütücüye dönüştü. Depremde on binler enkaz altında can verdi ve unuttuk. Okul saldırılarında gencecik çocuklar okul sıralarında katledildi, tartıştık ve gündemden düşürdük.
Biz sadece ölüleri gömüyoruz, o ölümleri üreten sistemi değil. Okul saldırılarını unuttuğumuz an, o canileri yetistiren bataklığa, o silahların bu kadar kolay ulaşıldığı düzene ve adaletin işlemediği o karanlık boşluğa onay vermiş oluyoruz. Unuttuğumuz her deprem, bir sonraki sarsıntıda bizi öldürecek olan binanın temeline konulan bir tuğladır. Unuttuğumuz her cinayet, bir sonraki tetiğin arkasındaki caniye verilen cesarettir.
Bu toplumsal amnezi, bir savunma mekanizması değil,kolektif bir suç ortaklığıdır. Acıyı magazinleştiren ekranlar kapandığında, sosyal medyadaki o öfke dindiğinde geriye sadece mezar taşları ve o taşların başında bekleyen yapayalnız aileler kalıyor. Sistem, bizim bu çabuk unutma huyumuzdan besleniyor. Çünkü sorgulanmayan her acı, hesap sorulmayan her vahşet, bu düzenin yakıtıdır. Bugün o çocukların ismini hatırlamayan toplum, yarın kendi çocuklarının isminin birer istatistiğe dönüşmesine mahkumdur. Unutmak, sadece geçmişi değil, geleceği de o canilere teslim etmektir.