Berken

Berken
Ne li vir im, ne jî li wir… Artık alıntıları paylaşmayı bıraktım, okuduklarım sadece bende kalsın. Buraya ise sadece ara sıra bir şeyler karalamak için uğrayacağım.
İnşaat Mühendisi
İstanbul
Bakur, 9 Nisan 1999
33 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Yeni bir insan tanıma fikri uzun zamandır çok itici geliyor, başka bir açıklaması yok bunun. Bu çağın o bitmek bilmeyen, her şeyi vitrine çıkaran, herkesi her an ulaşılabilir kılan o tuhaf vıcık vıcık hali beni iyice geri itti. Kimseyle iletişime geçmek, o sahte yakınlık oyunlarına dahil olmak falan hiç bana göre değil. Mesele yorulmak ya da kendimi birine anlatma derdi de değil; sadece o gürültünün içine girmek istemiyorum. ​İnsanlar artık birbirini tanımıyor, sadece birbirlerinin sosyal medya profillerini ya da o anki ruh hallerini tüketiyorlar. Her şey o kadar hızlı ve o kadar sığ ki, bu kalabalığın içinde yer kaplamaya çalışmak ruhumu kirletiyormuş gibi hissettiriyor. Kendi başıma kaldığımda, o sessizliğin içinde bulduğum dürüstlüğü hiçbir yeni tanışmanın sahte nezaketine değişmem. Bu sevgisizlikten ya da ruhsuzluktan da kaynaklanmıyor, aksine, her şeyin bu kadar ucuzladığı bir zamanda kendi dünyanı o anlamsız karmaşadan uzak tutma çabası bu. ​Dışarıdaki o bitmek bilmeyen sosyal trafik, o her şeyi konuşup aslında hiçbir şey söylemeyen kalabalık bana sadece gürültü gibi geliyor. Kendi sessizliğimde kalmanın, kimseye bir merhaba borçlu olmamanın verdiği o sade güç her şeyden daha gerçek. Yeni birini hayatına almak, bu çağın getirdiği o bütün gereksiz gürültüyü de beraberinde getirmek demek. Ben o kapıyı kapalı tutmayı, bu saçmalığın bir parçası olmamayı seçiyorum. Kendi dünyamda, o mesafeli duruşun verdiği huzurla kalmak şu hayattaki en dürüst tercihim.
Edebiyat
Reklam
Hinek şev hene, mirov hîs dike ku dinya li dora dilekî tenê digere. Ew bêdengiya kûr, ne valahî ye, ew dengê herikîna avê ye ku di nav xewna kevir de diherike. Me gelek caran li ezmanê nêrî û me xwest em bibin mîna wê teyra ku serê xwe daye ber bayê û diçe ber bi mirazê xwe ve. Mirov gava xwe di nav xwezayê de winda dike, wê çaxê xwe dibîne. ​Em mîna wan kaniyan in ku ji dilê çiyan derdikevin; rêya me dûr e, her kevirê ku lı me dikeve, dengê me zelaltir dike. Jiyan ne tenê meşek e, ew hunera sekinîna li ber bahozê ye. Gava mirov bi zimanê ruhê xwe bipeyive, her peyvek dibe mîna kîvroşkekê ku di nav berfê de şopa xwe dihêle. Ya herî giran ne barkirina dinyayê ye, ya herî giran ew e ku mirov nikaribe xwe bigihîne dilê xwe.
Kurdî
Bir beklentimiz kalmadığında, dünya daha katlanılır bir yer oldu. Kendi köşemizde, sessizce devam.
Edebiyat
Küçükken yaşamanın bir hizmet olduğunu sanırdık usta. Dünya bize hizmet edecek, yollar önümüze serilecek, biz de o kahramanlık hikayelerinin başrolünde devleşecektik maşallah. Oysa zaman geçtikçe anladık ki, hayat bizi başrol değil, en fazla kendi trajedimizde figuran yapıyor. O pelerin takıp uçmayı düşleyen çocuk, bugün bir şantiyenin tozunda, bir ofisin loş ışığında ya da bitmek bilmeyen bir geçim derdinin tam ortasında, elinde bir anahtarla dünyayı değil, sadece günü kurtarmaya çalışıyor. ​Bu hayatın bize attığı en büyük kazık, her şeyin mümkün olduğu yalanıdır. Büyüdükçe imkanlar artar sanıyorduk ,meğer büyüdükçe sadece mecburiyetler artıyormuş. Hayalimizdeki o büyük devrimler, o şaşaalı başarılar, o kusursuz aşklar ve idealler! Hepsi hayatın o öğütücü dişlileri arasında un ufak oldu sayın insanlar. Şimdi elimizde kalan tek şey, sabahları aynada gördüğümüz o yabancı yüz ve içimizde hiç susmayan "Bu muydu lan?" sorusu. ​Biz sanıyorduk ki büyüyünce özgür olacaz. Oysa daha büyük zincirlerin içine düştük. Aile beklentileri, toplumsal maskeler ve o bitmek bilmeyen düzenli olma zorunluluğu.... Bir zamanlar bir ağacın tepesine tırmanmak en büyük riskimizdi lao, şimdi ise yanlış bir kelime etmek, bir yanlış hesap yapmak ya da bir gün bile durup dinlenmek hayatımızı başımıza yıkacakmış gibi geliyor. Mekanik bir arızayı çözmekten daha zor olanı, kendi ruhumuzdaki o arızayı, o sönüp giden ışığı tamir etmek. ​Etrafına bir baksana aslan parçası, herkes bir şeymiş gibi yapıyor. Herkes mutluymuş gibi, her şey yolundaymış gibi... Ama akşam eve dönüp o kapıyı arkadan kapattığında, o sessizlikte herkes o küçük çocuğun cenazesini kaldırıyor içinden. Dostocuğumun o hırçın karakterleri gibi, biz de kendi yeraltı odalarımıza çekilip hayatın bu anlamsız sertliğini hazmetmeye
Edebiyat
-Bırak bu entelektüel sancıları. Dünya leş gibi ama en azından biz hayattayız. Tadını çıkar, akışına bırak. ​-Akışına bırakmak mı? Lağımın içinde akarken nereye varacağını sanıyorsun? Senin o yaşa gitsin dediğin şey, aslında bir omurganın iflas beyanıdır. ​-Abartma istersen. Sisteme ayak uyduruyorum sadece. Akıllı olan gemisini yürütür. ​-Gemin batıyor, sen hala güvertede güneşlendiğini sanıyorsun salak. Akıllı dediğin o kitle, başkasının hakkını midesine indirmeyi başarı sayan birer parazit. Sen de bu rezilliği alkışlayarak sessizce ortak oluyorsun. ​-Ne yapayım? Herkes kurt olmuşken kuzu mu kalayım yani? ​-Kuzu kalma, ama sırtlan da olma. Utanma duygusunu kaybettiğiniz için bu memleket bu kadar kokuştu. Senin gününü gün etme dediğin şey, geleceğin üzerine beton dökmek. Bir gün gerçek bir adalete muhtaç kaldığında, etrafında sadece senin gibi yaşa gitsin diyen ruhsuzlar bulacaksın. O zaman kimin enayi olduğunu anlarsın.
1000Kitap
Reklam