Etrafına bir baksana; her sabah uyandığımızda sanki üzerimize tonlarca moloz dökülmüş gibi kalkıyoruz. Eskiden "komşusu açken tok yatan bizden değildir" diye bir düsturumuz vardı, şimdi ise komşusu can verirken öteki tarafa bakıp aman başım ağrımasın diye kapısını kilitleyenlerin devrindeyiz. Sosyal çürüme dediğin şey öyle teorik bir kitap cümlesi falan değil, bizzat sokağa çıktığında, o korna sesinde, market kuyruğundaki o nefret dolu bakışta gizli. Kimse kimsenin gözüne bakmıyor artık, herkes bir avcı gibi pusuda; "kimi çarpsam, nereden kopsam , kimi ezsem de yukarı çıksam" derdinde.
Hukuk dediğin şey, artık sadece parası olana ya da arkası sağlam olana çalışan bir mekanizmaya döndü. Bir bakıyorsun, gencecik bir kızın hayatını karartan herif arka kapıdan elini kolunu sallayarak çıkıyor, öte yanda evine ekmek götürmek için feryat edem insan, sistemin paletleri altında ezim ezim eziliyor. Adalet artık sarayların içinde değil, sadece güçlülerin dudakları arasında bir oyuncak. Gücü eline geçiren, altındakini ezmeyi kendine hak görüyor. Bu güçlünün haklı olduğu vahşi düzen, sokağa da sirayet etti tabi. Bugün bir okulun bahçesinde bir çocuk, başka bir çocuğa elinde silahla saldırabiliyorsa, bu sadece o çocuğun sorunu değildir, bu o çocuğun ruhunu o nefretle besleyen bu kokuşmuş sistemin sonucudur. İnsan hayatının ucuzlamadığı, adeta bedavaya düştüğü bir noktadayız.
Ekonomi dersen zaten tam bir cinnet hali. Birileri bir gecede milyarlarına milyar katarken, diğer yanda asgari ücretle mucize yaratmaya çalışan insanların omuzlarındaki yük artık kemiklerini kırıyor. Gelir adaletsizliği öyle bir boyuta ulaştı ki, artık zengin ile fakir aynı dili bile konuşmuyor. Bir yanda binlerce liralık hesapları tek kalemde ödeyenlerin şatafatı, diğer yanda çocuğuna okul çantası alamadığı