"Hayatları boyunca hayatına giren insanların çoğuna bir şekilde kötülük ettikleri için artık kendilerini bile sevemez hâle gelenler iyilik ve tevazu şarkıları eşliğinde, cumbuldata cumbuldata, başkalarının sevgisinde vicdanlarını çitiledi..."
"Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm
kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok
biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım,
demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana
söyleyebileceğim tek şeydir..."
"Sen de fark ettin mi? Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve
Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle
yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek
isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri
başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan
yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker
aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..."
"Çünkü Oğuz Atay’ı da okudum, seni de tanıdım...
Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki
haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O
zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az..."