1) Önce Kendimizden Başlamalıyız
Yaptığımız davetin fayda verebilmesi için çağırdığımız esaslara öncelikle kendimiz inanmalı ve gerekleri ile önce kendimiz amel etmeliyiz.
İslam davetçilerinin kendi nefislerini ıslah etmeleri başkalarını davette çok önemlidir; hatta kendilerini ıslah, diğerlerini ıslahtan çok daha önemli ve önceliklidir.
2) Sonra Ailemizden
Bir babanın çocukları ile vakit geçirmesi anneye oranla çok azdır. Anne gününün neredeyse tamamını evinde çocukları ile geçirmektedir. Baba ise iş dönüşünde aslî ihtiyaçlarından sonra ~şayet televizyon sevdalısı değilse~ kalan vakitlerinde onlara za man ayırmaktadır. Dolayısıyla annenin çocukları ile vakit geçirmesi babaya oranla çok daha fazladır. Bu durumda eğer anne şuurlu değilse; dini, imanı ve kitabı bilmiyorsa; hele birde televizyon denen pislik yuvasının müptelası ise vay o çocukların akıbetine!
İşte tüm bu nedenlerden dolayı davetimize ikinci olarak ailemizden başlamalı ve herkesten önce onların İslamî alan daki eğitim ve terbiyeleri ile ilgilenmeliyiz.
3) Sonra Kendi Akidemizdeki İnsanlardan
Davet kelimesi yalnızca açıklamak, beyan etmek ve bildiri yapmaktan ibaret değildir. Bilakis davet demek; temel atmak, yeniden inşa etmek ve eğitime tabi tutmak demektir. Bundan dolayı tevhide gönül vermiş insanların davete olan ihtiyacı henüz şirkten kurtulamamış insanların ihtiyacından çok daha öncelikli, çok daha önemlidir.
4) Sonra Tevhidi Bilmeyen Diğer İnsanlardan
İslam tebliğinde takip edilecek sıra tıpkı derin bir suya taş atıldığında ortaya çıkan halkalara benzer. Taş suya temas ettiğinde önce küçük bir daire meydana gelir. Sonra biraz daha büyüğü ortaya çıkar. Derken sırasıyla kocaman koca man halkalar birbirini takip eder. İşte tebliğ ve davetlerimiz de de bu halkalara riayet etmemiz gerekmektedir.