On üç bölümden oluşan Ötgen Künler romanı, biri Taşkent, diğeri ise Mergilan'lı olmak üzere Özbek Türkü iki gencin binbir güçlükle yaşamaya çalıştıkları aşk hikayesini, dönemin siyasi çatışmaları ile birlikte anlatan oldukça akıcı, çevirisi hoş bir roman. Kurguda 1847 yılından itibaren başlayan hikaye, tarihsel olarak Hokand Hanlığı'nın Hüdayar Han dönemini ve bu dönemin Özbekler ile Kıpçaklar arasındaki bölücü sıkıntılarını anlatmakta. Dönemin çatışmaları kitapta anılan isimlerle Taşkent hakimi Azizbey; Hüdayar Han'ın binbaşısı Müslümankul ve onun komutasındaki Kuşbeyi Narmuhammed arasında geçmekte. Azizbey vergilere el koyup, Kıpçakların sonunu getirmeye yemin ederek Özbek halkını gaza getirirken, vicdansız Müslümankul ve elemanlarının da Kıpçakları galeyana getirip Taşkent'e beş bin kişilik bir ordu sürdüğü söylentisi yayılıyor. Zaten arbedeyi ateşleyen asıl kıvılcım bununla birlikte çakıyor. Mağdur duruma düşen ve söz konusu çatışmadan en çok zararlı çıkan da zavallı, fukara halk oluyor tabii. O vakitlerde kendi içinde kuzu kuzu geçinen Çarlık Rusya da onların ensesinde, bu karışıklıktan yararlanmanın ve Türkistan'ı ele geçirmenin fırsatını kollamakta.
Rusya tehlikesinin farkında olan aklı başında iki karakter var kitapta. Birisi başkahramanımız Atabey diğeri de onun babası Hacı Yusuf.
Hacı Yusuf, Taşkent şehrinin hakimi Azizbey'in en yakınında bulunan, kendisine velinimetlik edilen saygın, hatırı sayılır bir şahıs. Fakat bu, onun Azizbey'in yaptığı zulümleri desteklediğini göstermiyor. Tam tersine oğlu da Hacı Yusuf da bu zulümlerden yaka silkmiş durumda ve barıştan yanalar.
Oğlu Atabey'i çatışmalar başlamadan önce ticaret işi için Mergilan'a yollayan Yusuf, yaşanacak olan tüm bu olayları onunla mektup vasıtasıyla haberleşiyor. Yine
On üç bölümden oluşan Ötgen Künler romanı, biri Taşkent, diğeri ise Mergilan'lı olmak üzere Özbek Türkü iki gencin binbir güçlükle yaşamaya çalıştıkları aşk hikayesini, dönemin siyasi çatışmaları ile birlikte anlatan oldukça akıcı, çevirisi hoş bir roman. Kurguda 1847 yılından itibaren başlayan hikaye, tarihsel olarak Hokand Hanlığı'nın Hüdayar Han dönemini ve bu dönemin Özbekler ile Kıpçaklar arasındaki bölücü sıkıntılarını anlatmakta. Dönemin çatışmaları kitapta anılan isimlerle Taşkent hakimi Azizbey; Hüdayar Han'ın binbaşısı Müslümankul ve onun komutasındaki Kuşbeyi Narmuhammed arasında geçmekte. Azizbey vergilere el koyup, Kıpçakların sonunu getirmeye yemin ederek Özbek halkını gaza getirirken, vicdansız Müslümankul ve elemanlarının da Kıpçakları galeyana getirip Taşkent'e beş bin kişilik bir ordu sürdüğü söylentisi yayılıyor. Zaten arbedeyi ateşleyen asıl kıvılcım bununla birlikte çakıyor. Mağdur duruma düşen ve söz konusu çatışmadan en çok zararlı çıkan da zavallı, fukara halk oluyor tabii. O vakitlerde kendi içinde kuzu kuzu geçinen Çarlık Rusya da onların ensesinde, bu karışıklıktan yararlanmanın ve Türkistan'ı ele geçirmenin fırsatını kollamakta.
Rusya tehlikesinin farkında olan aklı başında iki karakter var kitapta. Birisi başkahramanımız Atabey diğeri de onun babası Hacı Yusuf.
Hacı Yusuf, Taşkent şehrinin hakimi Azizbey'in en yakınında bulunan, kendisine velinimetlik edilen saygın, hatırı sayılır bir şahıs. Fakat bu, onun Azizbey'in yaptığı zulümleri desteklediğini göstermiyor. Tam tersine oğlu da Hacı Yusuf da bu zulümlerden yaka silkmiş durumda ve barıştan yanalar.
Oğlu Atabey'i çatışmalar başlamadan önce ticaret işi için Mergilan'a yollayan Yusuf, yaşanacak olan tüm bu olayları onunla mektup vasıtasıyla haberleşiyor. Yine