"Hani Muhtar?" dedi Delâ.
Kalabalıktan gür bıyıklı bir adam doğruldu:
"Muhtar benim, Delâ. Adım İboç. Sabahtan beri şurda sesimi çıkarmadan dinliyorum. Sözlerin zihnimin içine işliyor. Gelgelelim, bir meşhur temsil vardır. Düşünceme gerek!' derler. Ben de düşünüyorum. Vakti zamanın birinde, bir padişah varmış. Tohumsuz herifin biri imiş. Oğlu kızı olmaz imiş. Son sonu, kocalık gelip çatmış. Ölmesi yakın. Üç vezirini çağırıp, 'Benim vadem tamam olunca, içinizden birini padişah yapacağım. Yalnız size bir sınavım var. Sınav dedimse korkmayın; kolay bir şey!...' demiş. Raftan bir tepsi almış, ortaya koymuş. Tepside, sözüm meclisten dışarı, insan pisliği var! 'Padişah olabilmek için bu pisliği yemek gerekiyor! Haydin bakalım, kim daha iyi yiyecek?' Böyle der demez, içlerinden biri, atılıp kaşıksız maşıksız başlamış yemeye. İkincisi demiş: 'Padişahımız bize birer kaşık versin, kaşıkla yiyelim!' Padişah, vezirlere kaşık vermiş. Ama kaşık da verildiği halde üçüncü vezir yemiyor. Öteki ikisi, nerdeyse tabağı boşaltacak; üçüncü düşünür. Padişah sormuş: 'Neden düşünürsün; yesene!' Vezir, 'Padişahım sağ olsun! Buyruğun başım gözüm üstüne! Yemeden önce biraz düşüneyim diyorum. Acaba yesem mi hayırlı, yemesem mi?...' Padişah hemen elini çırpmış. 'Ulan piravo! Padişahlığı sana devrettim; layıksın!... Bin oğlum olsa bu kadar sevinmezdim! Mülkümü, milletimi, sen kayırırsın...' demiş. O hesa şimdi ben de düşünüyorum. Delâ'nın lafını yabana atmayın. Nedenine gelince, okumuş adam. Bizim gibi kabazeyin değil. Çok da yelmiş. İmam'ı da on sekiz yıldır deniyoruz. Durum vaziyet ortada! Ama ben demiş olmayayım, siz düşünün. Sabahleyin yanına vardığımda İmam diyordu ki, kuşlar bugün kesin geliyor. Günümüz az kalmıştır komşular. Hayır şer, bir karar verelim..."
Adamlar, "Doğru!..." dedi.