"Yıldızlar zalam içinde parladığı gibi, fakr ü sefalet içinde de safvet ve ulviyetiyle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp sevmek için mutlak servete, asalete mi muhtaçtır? Bence en sahih ikbal ruhun gördüğü iki güzel göz, en büyük servet kalbin hissini gösteren gül rengindeki dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, safvet-i kalpten büyük servet mi olur?"
"...Bu güzergâh-ı fanide ebedi olmaya layık ne kadar an ve saniyeler vardır. Semada elvan-ı seher, zeminde bir sabah-ı müzehhep, çiçeklerden bir hacle, aheng-i tuyur ile alkışlanan ilk buse-i âşıkane ebedi olmaya seza değil midir?
İnsan tahayyülat-ı amika içinde kaybolup gittiği zaman kâffe-i kelimat-ı insaniyenin tarif edemeyeceği ruha karşı şimşek gibi açıldığı anda biten bir tebessüm-i ebediyet olmaya layık değil midir?"