"Ulrich, ruhsal açlığı yıllar boyunca sevmişti. Nietzsche'nin deyişiyle ' hakikat uğruna ruhsal açlık çekemeyen' insanlardan nefret ediyordu; hep yarı yoldan geri dönen, duraklayan, zayıflıktan kurtulamayan bu insanlar, ruhlarını ruha ilişkin gevezeliklerle avuturlar ve akıl ruha sözde ekmek yerine yalnızca taş verdiğinden, sütte yumuşatılmış çöreklerden farksız dini, felsefi ve kurmaca duygularla beslerlerdi."
" İnsan artık bir ağacın altına uzanıp ayağının baş parmağı ile ikinci parmağı arasından gökyüzünü seyretmiyor,fakat bir şeyler yaratıyor; ayrıca becerikli olmak isteyen insanın aç kalmasına ve düşlere dalmasına izin yok; o, biftek yiyip yerinden kımıldamak zorunda."
"İyi'nin ve kötü 'nün "değişmez değerler" olmadığı, yalnızca"işlev değerleri" niteliği taşıdıkları, bu nedenle eserlerin iyiliğinin tarihsel koşullara, insanların iyiliğinin ise onların niteliklerini değerlendirmeye yarayan psikoteknik beceriye bağımlı olduğu anlaşıldıktan sonra, neyin iyi, neyin kötü olduğu konusunda bin yıldır süregelen gevezelik kimi ilgilendirebilir!"
"... Çünkü erişilen ruhu biçimlerken, erişilemeyecek olanı istemek ruhu yalnızca çarpıtır; mutluluk açısından insanın ne istediği çok az önem taşır, tek önemli olan, istenene ulaşmaktır."
"... Çünkü insanın , bütünün düzeni için çaba harcayacak yerde, kendi yararı için kötüden kaçınması ve iyi olanı yapması, bir anlamda vicdan bağlamında ve asıl sorun pahasına vakitsiz girişilmiş bir hesaplaşmadır, bir tür kısa devredir, bireysel alana kaçıştır."