Az anlatacaklarım az..
Öyledir ya bazı şeyler, halının altında kalsa yeridir.
Bazı acılar, bazı derin yaralar, bazı yaşanmayan ve yaşatılmayan çocukluklar.
Derin bir nefes alın şimdi, bir solukta okuyun bakalım da göreyim sizi der gibi bir üslupla yazmış Hakan Günday.
Bir olayın şoku üzerinizdeyken, diğerine geçersiniz. Derda senin gibi kız çocukları olmamış olsaydı keşke! Saniye gibi de anneler.
Yani Derda Hayal ürünü denilir ya, ütopik öyle olsaydı, mış'larla okudum. Şöyle olsaymış, böyle edilseymiş..
Sonra dönüp bakınca, "Hayır her şey ama her şey aynısının tıpkısı! ". dedim.
Susan kadın, evlenince hapsedilmiş kadın, işi küçümsenen, aklı küçümsenen kadın, kadın olmak zorunda kalmış kadın... daha da çoğalır liste yaa. Ne gerek var, keşke kadın olsam diyen sesler de duyarsınız, içinden ama, dışından zaten belli eder kravat takanlar. Ne yapıyorsunuz ki, ev supur, yemek yap, sonra da evinde otur işte! Otur işte evinde! Düşünme gerekirse.
Bir filmde izlemiştim kadın şöyle söylüyordu ölen kocası için, " Sen öldün diye üzülmüyorum, ben dereceyle bitirdim okulumu, ama senin yüzünden ve senin sadist kişiliğin yüzünden ben kendi aklımdan şüphe eder oldum, sen sadece arkadaşlarını ve aileni anladın. Ama beni hep küçümsedin ve görmedin." Hemen hemen her evliliğin özeti bu. Kadınların yaşarken, yasayamamalarının. Ölümü beklemelerinin. Gün yüzü görmek için, ufacık özgürlük için, ne pişirdin bugün bunu duymamak için ölümü bekleyen kadınlar. Kocaları öldüğünde hiç üzülmeyen kadınlar. Derda gibi. Evinden koşarak kaçan,
Söyleyeceklerim az, ama neyse. Onca sorun varken, kadının istismar edilen hakları ve hapsedilmiş bedeninin bir önemi yok. Önemli olan sadece yemeğin yapılmış olması, evin temiz olması, hapishanede yaşarken tevekkül edilmesi. 11 yaşında evlenmesi kızların bunlar