Tembellik etme isteği yaşamın sıkıcı tekdüzeliğine bir karşı çıkmadır. İnsan, enerjisini günde sekiz saat kendisini ilgilendirmeyen amaçlar peşinde, kendi istediği biçimde değil de işin temposunun çizdiği yolda harcamaya zorlandığı için başkaldırır; bu başkaldırma da çocukça bir kendini bırakma biçiminde olur. Sonra insan, üstünlüğe karşı giriştiği savaşta akıldışı yetkelerin dayattığı disipline de, kendi kendine koyduğu akla yatkın disipline de güvenini yitirmiştir. Oysa bu disiplin olmazsa yaşam darmadağın olur, karışır, belli bir şey üzerinde yoğunlaşamaz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir sanatın uygulanabilmesi her şeyden önce disiplin ister. Disiplin içinde yapmazsam hiçbir şeyi başaramam; "canımın istediği zaman" yaptığım her şey hoş ve oyalayıcı bir eğlence olabilir olsa olsa; hiçbir zaman o sanatın ustası olamam. Önemli olan o sanatın yalnız disiplinle yapılması (örneğin birkaç saat uygulanması) değil, insanın bütün yaşamı boyunca bir disiplin olarak sürüp gitmesidir.
Her şeyi önceden kesinlikle belirlenmiş bir işte en disiplinli biçimde sekiz saat çalışmıyor mu çağımız insanı? Aslında gerçek şudur: Çağdaş insanın, iş dünyası dışında hemen hemen hiç disiplini yoktur.
Sevgi, iki insanın birbirlerine varlıklarının özünden bağlanması, dolayısıyla her birinin de kendisini varlığının özünden tanıması durumunda doğabilir ancak. İnsan gerçekliği de, canlılığı da, sevginin temeli de işte bu "özden tanıma" yaşantısında yatar. Böyle yaşanan sevgi sürekli bir meydan okumadır; bir dinlenme yeri değil, tersine, birlikte oluşma, büyüme ve çalışmadır; uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü olup olmaması bile önemsizdir artık; temel gerçek şudur: İki insan birbirlerini varlıklarının özünden tanırlar, kendilerinden kaçmak şöyle dursun, kendilerini buldukları için bir olurlar. Sevginin var olduğuna bir tek kanıt vardır ancak; bağlılığın derinliği, seven kimselerin canlılığı ve güçlülüğü: Budur sevginin bulunduğunu gösteren meyve.
Çocuk yaşama, "tüm varlığının temeli" olan annesine bağlı olarak başlar. Çaresizlik duyar; annenin bütünüyle kendisini saran sevgisine gereksinmesi vardır. Sonra sevgilerin yönelttiği yeni merkeze, babasına döner; baba hem düşünce, hem de eylem için yol gösterici bir ilkedir; bu evrede çocuk babasının övgüsünü kazanmak, onu kızdırmaktan kaçınmak isteğiyle davranır. Tam olgunluğa eriştiği evredeyse kendisini, koruyucu anneyle, buyurgan baba kişiliklerinden kurtarmıştır; annelik ve babalık ilkelerini kendi içinde kurmuştur. Kendisinin annesi, kendisinin babası olmuştur; anne ve baba'dır artık. Aynı gelişmeyi insanlık tarihinde de görürüz. Tanrı sevgisi, gelişmeye çaresizlik içinde bir ana Tanrıça'ya bağlılıkla başlamış, babaya benzer bir Tanrı'ya boyun eğilen bir evreden geçmiş, Tanrı'nın artık bir dış kuvvet olmadığı, insancıl sevgi ve adalet ilkelerini kendi içinde topladığı, insanın Tanrı'yla bir olduğu ve sonunda Tanrı'dan yalnızca şiirsel ve simgesel bir dille söz ettiği evreye ulaşmıştır.