F.B.

F.B.
...yollar benim umudumdur...
Ben demiştim, bir gün canımız sıkılacak. / Bu kadar sıkıntının içinde.
10/10
·128 syf.·
2023 24. kitabı
Çağdaş Türk Edebiyatı'nın çok değerli ve önemli isimlerinden biri Ayfer Tunç. Sözünü sakınmayan, tutkulu, melankolik ve eserlerinde hayalperest umutlara yer vermeyecek kadar gerçekçi bir edebiyatçı. Maalesef adının hâlâ yeterince anılmadığını düşünüyorum. Oysa kaleminin büyüleyiciliği ve sahiciliğiyle, derinlikli karakterler yaratması ve onlara uygun dil ve üslup yaratmadaki hüneri ile edebiyatımızın yüz akı isimlerindendir Tunç. İsmini daha çok anma vazifesi de biz okurların boyun borcu olsun efendim :) Öykü ve romanlarında daha çok kıyıda köşede kalmış; her gün yanından geçip gittiğimiz ama dikkat etmediğimiz insanın hikâyesini buluruz. Bu durum yazarın bilinçli bir tercihiymiş çünkü okuyucu olarak kendisi de edebiyatta yan veya yardımcı karakterlere düşkünmüş. Tıpkı benim gibi :) Gelelim Suzan Defter'e... - Sevgili okurlar, bu yazıda yer yer kitabın içeriğine dair bazı detaylara yer vereceğimden bu konuda hassasiyet gösteriyorsanız şayet, kitabı okuduktan sonra bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. - Suzan Defter, yazarın kendi eserleri arasında en sevdiği kitap, bu yönüyle okur için de kitap, haliyle daha bir merak uyandırıyor. Tunç’un eserlerinde anlatıcıları çoğu zaman erkek kahramanlardır. Fakat burada iki anlatıcı var. Ekmel Bey ve Derya. Onların iç dünyalarına doğru derin bir yolculuğa çıkarıyor yazar okurları. Kendine yabancılaşmış ve yalnızlaşmış iki insanın hayatına tanıklık ediyoruz ya da "tutunamadıkları" hayatına. Ekmel Bey sıradan bir hayat içinde hiçliğini fark eder, yalnızlaşır. Derya ise istediği aşkı yakalayamamış ve yaşamak istediği aşkı yaşadığını düşündüğü bir kadının hayatına sahip olmak ister, sonunda o da yalnızlaşır. Tunç'un kitaplarında hakim olan tema yalnızlıktır. Suzan Defter'de de; yalnızlık, anlaşılamamak, hayal kırıklıkları,
Edebiyat
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·164 syf.·
2023 34. kitabı
Merhaba sevgili 1K ailesi, Okuduğum en "özel" kitaplardan biri olan Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı'na dair duygularımı ve fikirlerimi paylaşmaktan mutluluk duyuyorum :) Eğer sayfalarını araladığınız kitap bir Mustafa Kutlu eseri ise her nasılsa yüreğinizi yumuşatan bir hikaye ile karşılaşacağınızı bir şekilde hissediyorsunuz. Hilmi Yavuz'un 'hüzün ki en çok yakışandır bize/belki de en çok anladığımız' dizelerinin öykümüzdeki tezahürüdür biraz da Mustafa Kutlu. Ama benim için bilhassa sığındığım limandır, özlediğim yuvamdır... Muhakkak olan bir şey varsa o da oldukça sade bir dil ile karşılaşacağınızdır :) Su gibi akıp giden bir dil. Yazar zaman zaman doğrudan okura yönelip onunla sohbet edercesine bir hal ile yazarken zaman zaman da esas karakterin tezhip niteliğindeki yazılarına yer vermiş. Bu detaylar da öyküye renk katmış ve öyküyü zenginleştirmiş. Yalnız kitabı diğer Kutlu hikayelerinden ayıran bir detay var ki o da yazarın öyküye bizzat dahil olması. Mustafa Kutlu, İstanbul sokaklarında gezinirken Osmanlı'dan kalma bir binaya yerleşmiş olan resmi bir daire dikkatini çekiyor. Merakının esiri olup bu binayı keşfe çıkınca esas hikayemiz de başlamış oluyor; Kutlu artık Tahir Sami Bey ile tanışmıştır... Tahir Sami Bey özel hayatını imtina ile anlatırken ben de size ondan bahsederken imtina ediyorum. Kutlu, Sami Bey'in hayatını kaleme almayı niyetlendiğini söylediğinde Sami Bey: "Aziz kardeşim hikaye dediğin biraz çekici olmalı. İçinde fırtınalı aşklar, macera, ihtiras falan olmalı. Oysa benim hayatımda bunların hiçbiri yok, keçiboynuzu gibi bir şey." :) Ah! Oysa ki neler sığardı bir ömre... Sami Bey önce baba mesleği ciltçiliği öğrendi ama arşiv memuru oldu sonra KÖYÜM'ü çıkardı, bir de köy kütüphanesi kur... Ya da Sami Bey sevindi, hayal kurdu, umutlandı, inandı,
Edebiyat
Tahir Sami Bey'in Özel HayatıMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20122,963 okunma
10/10
·184 syf.·
2023 4. kitabı
"İnsan varolduğu günden bu yana sürekli olarak, içinde yaşadığı dünyayı ve evreni tanımaya ve anlamaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur." İnsan Olmak, bizi bu sözlerle karşılıyor. İnsan; Engin Geçtan'ın da tabiriyle hem yapan hem bozan hem seven hem kıran... İnsan doğasının temelini psikiyatri çerçevesi içinde ve gerçekçi iyimserlik ile ele almış olsa da - özellikle varoluş psikolojisinin önemli ölçüde etkisinde kaldığı görülüyor ki bunu kitapta da dile getirir - Geçtan, bu sınırların da insanı anlamak için yetersiz kaldığını düşünüyor. Sahi, tüm bu bilimlerin varoluşu; tarih, edebiyat, felsefe, teoloji, antropoloji... Hepsi insan için değil de ne? Öyle ki insan, bu bilimlerin ortaya koyduğu bilgilerle bilinebilir/ kavranabilir bir niteliğe sahiptir. Ancak kaçınılmaz olan, insan yine de her zaman çözülmeyi bekleyen bir sır olarak kalmaya mecburdur. Erich Fromm Sevme Sanatı'nda buna dair şöyle der: "Biyolojik yönleriyle yaşam bir mucize, bir giz olmaya devam ederken, insan da onu insan yapan yönleriyle büyük bir giz olarak kalır. Kendimiz hakkında bin kat çok şey bilsek, sonuca erişemeyiz gene de. O zaman bile kendi kendimiz için bir bilmece olarak kalırız; tıpkı öteki insanların bize göre birer bilmece olmaları gibi. " Sahiden, bizler farkında olmadan bu gizin ardından sürükleniyoruz sanki... Sizlerle Geçtan'ın kitapta yer alan aforizma niteliğindeki iki alıntısını paylaşmak isterim. İlki “Dünyada iki tür insan vardır: Yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler!” Bu satırlar bana Ataol Behramoğlu'nun çok sevdiğim ve kıymetli bulduğum Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var adlı şiirinde geçen şu dizeleri anımsattı: Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı
İnsan
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,4bin okunma