Coğrafya ile kimlik, her biri diğerinin temelini oluşturacak ve birbirlerinden ayrılmayacak şekilde iç içe geçmişti. Mekkeli olmak sadece Mekke'de oturmak demek değil; Mekke'nin parçası olmak demekti.
Yolum ne zaman İstanbul'daki Taksim semtine düşse 15 dakikamı muhakkak bu Gotik yapıdaki Katolik kilisesini gezmek için ayırırım.
Yine bu ziyaretlerimde kilisenin kitaplık kısmında el kadar bir kitap gözüme çarpmıştı. Herkesin gezdiği fakat pek az olanlarının gerçekten görebildiği bu yapının hikayesi zannedildiğinden daha da eskiydi.
Kitabı her ne kadar sitede kayıtlı göremesem de inceleme yazmayı faydalı gördüm.
Mimari yapısı ve dini anlatıları ağırlıkta olan bu kitap bizlere Katolik Hristiyanlığının özellikle Erken Cumhuriyet dönemindeki tarihini ve çileci bir Katolik ekolü olan Fransiskenlerin İtalya'dan Türkiye'ye olan yolculuklarını ve İstanbul'daki hikayelerini anlatır. Kitap Yer yer duaların ve azizlerin hikâyeleri yer yer yapının fresklerinin heykellerinin ve vitraylarının detaylıca açıklamasını anlatılır.
Ayrıca kitapta resimlerde heykeli bulunan kişi Monsenyör Roncalli/ Türk Papa (daha sonraki unvanıyla Papa XXIII. Ioannes) olarakta anılan Papa'nın öyküsü de anlatılır. Bugün İstanbul'da bir sokağa adı verilen Papa Roncalli 1930'lu yıllarda dini yetkili olarak İstanbul'da bulunmuş ve Vatikan ile genç Cumhuriyetin olumlu anlamda ilk siyasi temaslarında bulunmuştur. Türkçe öğrenen ve Beşiktaş maçlarına da zaman zaman katılan Roncalli 1940'larda ikinci Dünya Savaşı'nın Avrupa'yı kasıp kavurduğu yıllarda İstanbul ve Türkiye'nin savaştan uzak kalması için Azizin (Aziz Antuan) korumasını dilemiş ve dua etmiştir. Dualarında zaman zaman Türkçe de kullanan Roncalli geleneksel katı ve uzlaşılmaz olarak bilinen dini otoriteyi eylemleriyle daha esnek bir duruma getirmiştir.
120 sayfanın bana öğrettiği neredeyse her bir taşın her bir çıkıntının biz insanların verdiği değerler ve onlara yüklediğimiz anlamlarla hayat bulduğu ve üstünde yaşayıp önünden geçtiğimiz
Gücü ellerinde tutanlar genellikle o gücü kullanma biçiminin kendilerini ne denli sevilmez yaptığından umursamazcasına habersizdir, Kureyş liderleri de bu durumda istisna teşkil etmiyorlardı.
Aynı günümüzde olduğu gibi o zamanlarda da yerleşik düzenin gücü eylemsizliği dayatmaktaydı; kökten bir toplum yapısı değişikliği için başını derde sokmaktansa bildiğin düzende yaşamak daha güvenliydi.
Kur'an'da ayet denilen kelime Arapçada işaret anlamına gelir. Ayetlerin kendisi ilahi gücün varlığının bilfiil işaretiydi ve dolayısıyla Kur'an'ın kendisi de gereken tek mucizeydi.