Şüphenin bulunmadığı yerde inanç da tartışmalı hale gelir. Haklı olduğunuzun katiyeti mutlak bir haklılığa ve dogmacılığa ve daha kötüsü her konuda haklı olduğunu sanan bir gurur meselesine dönüşür. Varaka "Eğer söylediğin gerçekse...'' demiş, Hatice de ''Ben senin peygamber olabileceğini düşünüyorum.'' demişti. Her ikisi de şart kipinde konuşmuştu hem emindiler hem de değildiler.
Hatice, onu o olduğu için sevmişti, daha sonra olduğu kişilik için değil ve sonraki yıllarda da Hz. Muhammed karısının sesini hatırlatan her seste acı çekmiş ve onu asla unutmamıştı.
Herkes dünyayı kendi bakış açısından açıklamanın peşindeydi, hepsi de tutkuyla gerçeği kendilerinin ama sadece kendilerinin bildiğine inanıyordu. Ancak aynı inançtan olanlar arasında bile gerçek farklıydı.
Tek bir kabile altında birleşen aileler "bir araya gelenler'' anlamındaki Kureyş adını aldılar ve sırtlarını yalnızca Yemen'e değil tarıma da döndüler. Mekke'ye yerleştiklerinde de kutsalı kontrol edenlerin asla aç kalmayacaklarını anladılar.