Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hepimiz biliyoruz ki ölüm var. Küçükken başkalarından duyarız, büyüdükçe haberlerde görürüz, bir gün bir yakınımız gider…
Ama garip olan şu ki, insan en güzel zamanlarını yaşarken daha çok düşünür ölümü. Tam her şey güzel gidiyordur; okul, arkadaşlıklar, belki hayaller, belki bir umut... Ama tam da o anlarda içten içe bir boşluk belirir: "Ya sonra?"
Bu soru, sadece korkudan değil. Belki de kalbin aslında bildiği bir şey var: Bu hayat sonsuz değil.
Rabbimiz Kur’an’da açıkça söylüyor:
“Her can ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185)
Ama sadece bilmek yetmez. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu yüzden bize şöyle diyor:
“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölümden sonrası için çalışan kişidir.” (Tirmizî)
Yani ölüm, sadece yaşlılara ait bir gerçek değil. Akıllı insan, onu gençken fark eder. Çünkü bu dünya bir sınav. Ne kadar sevsek de, tutunsak da geçici. Ve biz, bu geçiciliği fark ettiğimizde gerçekten uyanıyoruz.
O yüzden “neden ölüm geliyor aklıma?” diye sorduğumzda. Belki bu, kalbimizin uyanık olduğunun işaretidir.
Belki de Rabbim bize unutma diye hafiften dürtüyordur.
Ve belki de en güzel çağda hatırlanması, bu çağın ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyordur.
Miyân-ı âşık u mâşukda güft u şinid olmaz.
-Hâzık Mahmud Efendi
"Âşıkla mâşuk arasında ne söylemek ne dinlemek vardır."
Anlatılmak istenen bunlara lüzum olmadığı... Mine'l-kalbi ile'l-kalbi sebilâ, kalpten kalbe bir yol vardır, diyor şair. Bu varken, gönülden gönüle anlaşıyorken söz de neyin nesi, söze hacet yoktur manasında.