Bu kitabı yıllar önce okumak istiyordum.Bir arkadaşım tavsiye etmişti ama o zamanlar nasip olmadı. Bugüne nasipmiş. Belki o eski çocuğa vazgeçmesin diye bir umut olabilirdi ama bu günkü bana da beni hatırlattı. İnsan hiç kendini özler mi?..
Kitabın sonunda; mânânın ve her şeyin özünden, gerçekliğinden uzaklaşıp sembollere dönüşmesini anlatışı yıllardır içimdeki sessiz çığlığı yankıladı bana.
"Çoğu martı sırf yiyecek bulmak, sahilden ayrılıp tekrar geri dönebilmek için uçar. Bunun dışında bir şey öğrenmek için uğraşmazlar, öğrenmek istedikleri bir şey yoktur. Onlar için uçmanın tek anlamı, karınlarını doyurabilmektir. Oysa Martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil uçmaktı. Martı Jonathan, uçmayı büyük bir tutkuyla seviyordu."
"Yaşamak için ne çok neden var! Balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmizı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz! Uçmayı öğrenebiliriz!"
"..bir gün Martı Jonathan Livingston, bu sorumsuzluğunun bedelinin çok ağır olduğunu öğreneceksin Yaşam bizim için meçhuldür. Bilebildiğimiz tek şey, dünyaya yemek ve olabildiğince uzun yaşamak için geldiğimiz."
"Martı Jonathan, bundan sonraki günlerini tek başına Sarp Kayalıklar'ın da ötesinde uçarak geçirdi. Onu üzen şey yalnızlık değildi; diğer martılar uçmanın keyfine varamamış, uçmalarıyla gurur duyamamışlardı. Gözlerini azıcık aralayıp ileriye bakmayı reddetmişlerdi."
"
Martı Jonathan bezginliğin, korkunun ve öfkenin bir martının ömrünü kısalttığını, bunları zihninden uzaklaştırdığında ise hoş ve uzun bir yaşam sürebileceğini de fark etmişti."
"Bildiğim tek yanıt, senin milvonda bir rastlanan ender kuşlardan olduğun