Esma

Esma
@_Hekate_
anitsayac.com İnsanlar hakkında daha az fikirler hakkında daha çok meraklı olun. Marie Curie
rastgele bir inceleme
Puan vermedi·420 syf.··
2024 1. kitabı
Cinayet, yavaş yavaş her yerde kendini göstermeye başlayan sanayileşmenin dönen çarkları, trenlerin kara dumanı ve tecavüz, yine cinayet, kıskançlık, kirli siyasiler ve onların çıkarlarını korumak için adalete ihanet edenler, adaletin yerini bulduğunu sananlar, iftiraya uğrayanlar ve bir cinayet daha... Kısacası güzelim dünyamızda sıradan günler Evet, okuduğum en rahatsız edici kitaplardan bir tanesiydi. Ve daha da kötüsü, absürd şeyler anlattığından değil de tam olarak da oldukça gerçek-hatta korkarım ki sıradan(!)-şeyleri anlattığından rahatsız edici olmasıydı. Çoğu zaman sansürlenmeden yazılan gerçek olaylar, insanı yazılabilecek herhangi bir kurgudan daha fazla rahatsız etme potansiyeli taşır. Çünkü maalesef bizim dünyamızdaki gerçekler, yaşananlar olabileceklerin en kötüsünü içeriyor.Bir insan bunu başka bir insana nasıl yapabilir dediğimiz hiçbir şey yok ki bu dünyada başka bir insan onu yaşamış olmasın. Bu Zola'nın okuduğum ilk kitabıydı ve tabii ki son da olmayacak. Her ne kadar okurken kendimi çok rahatsız hissettiğim anlar olsa da ne yazık ki bir an bile durup bu kadarı da gerçek olamaz dediğim bir an olmadı çünkü biliyorum ki söz konusu insanlar olduğunda canavarlığın sonu yok ve rahatsız olmam da kitabın gerçekçiliği yüzündendi ama Kafka'nın dediği gibi "insanı ısıran ve sokan kitaplar" okumalıyız, yoksa okumak ne işe yarar? -------SPOILER----- Henüz daha küçük bir çocukken tecavüze uğrayan,dünyadaki en ağır şeyleri yaşamak zorunda kalan kadınlar, bulunduğu yerden kaçmak için sevmedikleri insanlarla evlenmek zorunda kalan ve onlar tarafından da hor görülen, eşya gibi kullanılan ve çocukluğu çalındığı için hep çocuk kalan, büyüyemeyen kadınlar.. Hiçbir zaman sahip olamadığı gerçek sevgiyi başkalarında arayan ve tam bulduğunu sanarken onun da kurbanı
Hayvanlaşan İnsanEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,980 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Henry Higginsler'in Dünyasında/Referans:Beyaz Erkek
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2021 52. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 08 Temmuz 2021 18:54
Bernard Shaw’ın bir oyunundan esinlenilerek yazılan ve 1956 yılında sahnelenmiş olan “My Fair Lady” adlı müzikalde Henry Higgins karakteri, kendisinin aşağılamalarına uzun süre katlanan öğrencisi Eliza Doolittle sonunda ona sert bir şekilde yanıt verince yakınmaya başlar: “Kadınlar neden daha erkekler gibi olamazlar?” Aslında neredeyse tüm dünya düzeni bu cümle üzerine kuruludur desek hiç de yanlış olmaz. Henry Higginsler tarafından betimlenen, tanımlanan ve “gerçek”in tanımının da yine sadece Henry Higginsler’in deneyimlerine ve çıkarımlarına bakılarak oluşturulduğu bir dünyada yaşıyoruz. “Kadınlar neden daha erkekler gibi olamazlar?” Çünkü beyaz erkek dışındaki her şey atipikitir, “normal”den sapmadır, yanlıştır, eksiktir, deneylerde ve türlü çalışmalarda “karışıklığa neden olan etken”dir. (Oysa sorun hiçbir zaman kadın bedeni değildi; sorun, toplumun o bedene yüklediği anlam ve yine toplumun bu bedeni dikkate almadaki başarısızlığı. ) Simone de Beauvoir “İnsanlık erkektir, erkek de kadını kendi içinde bir varlık olarak değil, onunla ilişkisinde tanımlar; kadın otonom bir varlık olarak görülmez…Özne, mutlak olan erkektir kadın “ÖTEKİ”dir.” derken haksız değildi. Cinsiyet ayrımlı dillerde standart olan erkektir. Eril olan dilde bile güçlü hale getirilir: İspanyolca’da 100 kadın öğretmenden oluşan bir grup “Las Profesoras” diye adlandırılırken, gruba sadece 1 erkek öğretmenin dahil edilmesiyle “Los Profesoras” olur.(kitaptan bir örnek) Erkek varsayımı böylesine güçlüdür. Bir de dilin dünya algımızı oluşturmadaki başrol olduğunu hatırlayın ve bu gerçek olmaktan uzak algıların çocuklara da öğretildiğini. Pakistan’da 2008 yılında 8-9 yaşlarındaki çocuklara “biz” konulu bir resim yapmalarının söylendiği araştırmada oğlanların hiçbirinin resminde kadın olmadığı gibi
Araştırma-İnceleme
Görünmez KadınlarCaroline Criado Perez · Epsilon Yayınevi · 202173 okunma
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2021 38. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2021 23:01
“Hayvanlar ET denilerek önce dilde öldürülür,” diyor Carol Adams. Sahiden et ne demek? Her gün, (azınlık bir grup dışında) herkesin günde bilmem kaç öğün ve kaç farklı biçimde tabağında bulunan bir şey.. Et.. Ve buna rağmen nasıl üretildiği, önümüze geldiği hakkında düşünmenin marjinal sayıldığı bir şey. Et.. Önce bir şeyi açıklığa kavuşturalım: bahsettiğimiz “şey” bir meta değil. Canlı: Hayvan. Yazar buna vurgu yapmak amacıyla seçmiş bu başlığı: HAYVAN YEMEK! Kitabın başlığından yola çıkarak bu kitabın “hayvanlar canlıdır bu nedenle et yemek yanlıştır” dediğini düşünmek ÇOK büyük bir hata olacaktır. İnsanların bir çoğunun veganlık ya da vejetaryenik denilince aklına bu cümle gelse de bulunduğumuz yüzyıl itibariyle meselenin bundan çok daha farklı bir yere evrildiğini bilmek gerek. ( Zaten kitabın da bu görüşü kabul ettirmek gibi bir amacı yok) Ben de diğer fikirlere sonsuz saygı duymakla birlikte aslında hayvan yemenin “yanlış” olmadığını düşünenlerdenim. Aksi görüş bana romantik bir doğa tasviri gibi geliyor. Çünkü tam tersinin olmasını dilesek de doğaya baktığımızda bir canlının hayatta kalması için gerekli olan beslenme eylemini ancak (bitki ya da hayvan) başka bir canlıyı öldürerek gerçekleştirebildiğini görüyoruz. (her ne kadar farklılıklar olsa da bitkilerin acı çekmediğini düşünmememiz genel olarak insan merkezli düşünce sistemimizin bizi ittiği büyük yanılsamalardan sadece bir tanesi: evrimagaci.org/bitkiler-de-aci... )Bu yüzden tek başına hayvan yeme eylemini “etik dışı” olarak nitelendirmek doğru olmayacaktır AMA hayvan yemeyi tercih edin ya da etmeyin , hayvansal gıdaların üretilme süreci hepimizi ilgilendiren, hepimizin sorumlu olduğu bir konudur.
Araştırma-İnceleme
Hayvan YemekJonathan Safran Foer · Siren Yayınları · 2012338 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2021 34. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2021 23:05
İnsanın evreni anlama arayışı onu kaçınılmaz bir soruyu sormaya itmiştir: Evreni oluşturan en küçük madde nedir? Çünkü Platon’un da dediği gibi “Maddenin en küçük ögesi bilinmeden insan evreni anlayamaz.” İşte parçacık fiziğinin, yani bizleri doğruluğundan şüphe etmediğimiz şeyleri sorgular hale getiren kuantum mekaniğinin çıkış noktası bu sorudur. Her ne kadar “Kuantum” kelimesi yaklaşık 100 yıldır bilim dünyasında kendine yer edinmişse de bu sorunun sorulması tabii ki de çok daha eskilere dayanıyor. Maddenin kendinden küçük parçalara ayrılabileceği şüphesiz eski çağlarda da rahatlıkla gözlemlenebilen bir şeydi. Ama düşünürler maddenin özünü anlayabilmek için maddenin yapı taşlarına bakmak yerine, maddenin bütün olarak doğasını inceliyorlardı. Mesela Thales bu en küçük ögenin “su” olduğu fikrini öne sürdü. Anaksimandros “zıtların birleşimi aperion”, Anaksimenes “hava” ,Empedokles bir bütünlük algısıyla “toprak, ateş, hava, su” adaylarını önerdi. Fakat hepimizin de bildiği gibi bunların birleşimi sadece çamurlu su oluşturacağından maddenin doğasına değil de içine, yapıtaşlarına bakma fikri ve bununla birlikte yeni bir soru ortaya çıktı: Maddeyi parçalama işlemini nereye kadar sürdürebiliriz? Yunan bilginleri maddenin sürekli olduğunu düşünüyorlardı ki M.Ö 400’lerde Demokritos bu sonsuz sürekliliğin mümkün olamayacağına karar verdi. Böylece “bölünemeyen temel parçacık atom”a kavuşmuş olduk. Burada farklı bir soru devreye girdi: madde atomlardan oluşuyorsa atomların dışında var olan şey neydi, yani tüm bu “var olma” neyin içinde gerçekleşiyordu? Hepimiz bu sorunun cevabının boşluk olduğunu bildiğimiz için “boşluk” bizlere çok basit bir kavram gibi gözükse de boşluğu akıl etmek o çağda saygın kavramları yıkan bir devrimdi. Sonra düşünce sistemini Aristocular işgal edince
Parçacık FiziğiSezen Sekmen · Odtü Yayınları · 200769 okunma
"Böyle bir kadın ölmekten utanmaz."
Puan vermedi·63 syf.··
Beğendi
·
2021 32. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2021 13:05
Anne Sexton gizdökümcü şairlerden bir tanesi ve 20. yy’da, feminist hareketin yükselişe geçtiği, kadın şair ve yazarların erkek takma isimleri ile değil, kendi isimleriyle eserlerini yayımlamaya başladıkları, kadınların birçok haklarını elde ettikleri ve aynı zamanda da “kadın” kimliğinin karmaşaya büründüğü bir yüzyılda, bir kadın. Hal böyle olunca şiirlerinden “kadın oluşlar” akıyor. Çekinmeden, korkusuzca… “Böyle bir kadın tam kadın değildir Ben böyle birisi oldum.” Ailesindeki bazı insanların da birtakım psikolojik rahatsızlıkları olduğundan mı bilinmez kendisi de depresyona, bunalıma oldukça yatkın ve defalarca kez intihar girişiminde bulunmuş. Ölümle dans edenlerden anlayacağınız.. “ Ölmüştüm neredeyse ki Gelip damarlarımdan çektiler zehri” Gizdökümcü şiir bir nevi şairin itirafları niteliğinde olduğundan ve Anne de hayatını sanata dönüştüren isimlerden biri olduğu için şiirlerini daha iyi anlamlandırabilmek adına hayat hikayesini araştırmalıyız, onu okuyup yorumlamaya çalışmadan önce. Tıpkı Sylvia Plath’ de olduğu gibi. Sylvia’dan söz açılmışken, aralarındaki ilişki sadece hayatlarındaki birtakım benzerliklerden ibaret değil. 1959 yılında Robert Lowell’ın şiir yazma kursunda tanışmışlar ve Sylvia’nın ölümüne kadar da iyi bir dostlukları olmuş. ( Sylvia Plath’in günlüklerinde 1959 yılından itibaren Anne Sexton ismi geçmeye başlar. Sylvia, Anne’e gıpta ettiğini çünkü onun kendisi gibi “zorlayarak” yazmadığını, rahat bir tarzı olduğunu söyler.) “Çok sık olarak Sylvia ile uzun uzun intihar girişimlerimizden konuşurduk. Bir taraftan cips yerken diğer yandan da intihar girişimlerimizin ayrıntılarını konuşurduk. İntihar en çok şiirin zıddıdır ve biz genellikle uçta olandan konuşurduk” Kitaba geri dönecek olursak, Anne’in Sylvia Plath’in ölümünden sonra onun için
Şiir
Kilitli KapılarAnne Sexton · Artshop Yayıncılık · 2006184 okunma