Kırmızı bir beyefendinin bulunduğu bir gezegen biliyorum. Hayatında hiç çiçek koklamamış. Hiç bir yıldızı seyretmemiş . Hiç kimseyi sevmemiş . Hayatında hesap yapmaktan başka hiçbir şeyle uğraşmamış. O da tıpkı senin gibi bütün gün “Ben ciddi bir adamım !”diye tekrarlayıp duruyor ve şişiniyor . Ama o bir adam değil, bir mantar
- Bir ne ?
- Mantar
Körsün,sağırsın bir ölüsün sen artık, çığlıklarımı işitmiyorsun! Sana nasıl bir cennet bağışlayacağımı anlamadın. Cennet benim içimdeydi onu senin önüne serecektim. Madem beni sevemeyecekmişsin, sevmesen de olurdu. Bundan ne çıkardı ki ? Her şey gönlünce istediğin gibi kalırdı. Bana aklından geçenleri bir dostun gibi anlatırdın; gülerdik,sevinirdik,birbirimize neşeyle bakardık… Böylece sonuna dek yaşayıp giderdik. Başkasını sevsen bile sesimi çıkartmazdım. Onunla gezip tozardınız , bende sokağın öbür ucundan sizi seyrederdim. Ah, her şeye razıyım . Gözlerini bir kerecik açsan yeter ! Bir an için , yalnızca bir an için !
Evet , her şeyden önce ses vardı . Ses, kelam oldu; kelam,uyumlu ifade ; ifade ,ölçülü anlatım; anlatım,tarih; tarih de kimlik , kültür ve uygarlık oldu . Kelam , dili yarattı . Dil de dünyayı, dünyanın bilinmesini , yorumunu. Kelam insanı, insanoğlunu öteki her şeyden ayırdı. İnsana öteki her türlü varlıktan daha fazla bir güç verdi. Kelam belleği yarattı, belleğin çağlar boyu , insanlık tarihi boyunca bir nehir gibi akmasını sağladı.