Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eserlerini okumaya yeni başladım. İlk okuduğum eseri. Engin Kılıç’ın sadeleştirip günümüz Türkçesine uygun yazdığı eser gerçekten okunmaya değer olmuş. Yazar eleştirmek istediği insan tipini, toplum düzenini çok güzel ele almış. Hurafeler, defineler, büyüler... Batıl inançlara kapılmış biri zatın yaşamından kesit o kadar sade ve akıcı bir dille anlatmış ki bir solukta okuyabilirsiniz. Özellikle hikaye bitip de okuyucuya ders verme, kitabı yazma amacını kaleme aldığı sayfalar gülümseten türden ve çok hoşuma gitti(sayfa 75 ve sonrası). Yazar’ın ince düşünceleri, göndermeleri, betimlemeleri çok güzel. İncelememde de özellikle o kısımdan alıntılar koyacağım.
İyi okumalar...
*Güya bütün insanlık yalanı, dolanı ortadan kovarak adalet ve hakikati en saygın makama geçirmek için uğraşıyor. Maazallah böyle bir felaket gerçekleşirse hep siyasetler, ticaretler, işlemler durur. Bütün dünya altüst olur. En akıllılarımız her gün aldanıyorlar. En akılsızlarımız her gün aldatıyorlar. Hepimiz daima aldanıyoruz, fakat fırsat düştükçe aldatıyoruz.
*Voltaire’lerin, Diderot’ların ve daha geçen asırdaki Zola’ların, Maupassant’ların hazırladıkları yaklaşımlar ne oldu? Şimdiki düşünürlerin, yazarların, şairlerin etrafa savurdukları fikirleri günlük kokularıyla dolu birer kilise vaazı şeklinde ve kavrayışımızı uyutacak bir ağırlıkta buluyoruz. Bütün romancılar ise halka bir hurafe devri açtılar. Eski zamanın masallarına yeniden geçerlilik kazandırmaya uğraştılar.
*Henüz hepimiz hayatın özünü anlayamayarak havada saadet, kuyu dibinde cennet arayan, birbirimizden keramet bekleyen, boş şeylere kapılan, vaatlere aldanan saf kimseleriz.
*Bu dünya henüz büyük komik Moliere çağından üç adım ileri gitmedi. Daima üstadın ebedi komedyaları tekrarlanıp duruyor. Yalnız